<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[SKYSTAR-2.com - Sağlık]]></title>
		<link>https://forum.skystar-2.com/</link>
		<description><![CDATA[SKYSTAR-2.com - https://forum.skystar-2.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 01 May 2026 10:22:31 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Günde 3 Hurma Yemenin Faydaları]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/gunde-3-hurma-yemenin-faydalari</link>
			<pubDate>Thu, 16 Jun 2016 16:40:21 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/gunde-3-hurma-yemenin-faydalari</guid>
			<description><![CDATA[Günde 3 hurma yemenin vücuda faydaları.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/KfsRtKb.jpeg" alt="[Resim: KfsRtKb.jpeg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sindirim Sistemini Geliştiriyor</span><br />
<br />
Hurma, çözünür fiber içerir. Çözünür fiberler sağlıklı sindirim için gereklidir. Çünkü, sindirim sistemine su sağlar. Bu da kabızlık çekmenizi önler. Hurmada bulunan potasyum, mide bozulmasını ve ishali tedavi eder. Hurma, kahve renginden de anlaşılacağı gibi, (kahverengi yiyecekler her zaman sindirime iyi gelir) sindirim sistemi dengeleyicisidir. Hurma ayrıca, midedeki iyi bakteriyi güçlendirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kansızlığı tedavi edip, önler</span><br />
<br />
Kansızlık, pek çok insanın ortak bir problemi. Ben de zaman zaman kansız kalmışımdır. Hurma demirin mükemmel kaynağıdır ve dolayısıyla demir ihtiva eden hurma kansızlığı tedavi etmeye yardımcı olur. Kansızlık sizi bitkin hissettirebilir, o yüzden demir seviyenizi hurma ile arttırın!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kemik, Kan ve Bağışıklık Sistemini Güçlendirir</span><br />
<br />
Hurma magnezyum, manganez, selenyum içerir.Selenyum açısından zengin olan yiyeceklerin kanseri önlediği bilinmektedir. Bu mineraller ayrıca kemiklerimizin ve kanımızın kuvvetli ve sağlıklı olmasını sağlamak için gereklidir. Yiyecek listenize hurmayı da ekleyerek kemiklerinizi kuvvetlendirin! Tadı da harikadır! <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Enerjinizi Arttırır</span><br />
<br />
Hurma doğal şeker deposudur. Fruktoz, sakaroz ve glikoz içerir. Enerjinizin çabuk artmasını istiyorsanız, hurma mükemmel bir öğleden sonra atıştırmasıdır. Enerji barlarını bırakın ve bunu yerine bir kaç tane hurma yiyin. Hurmanın içindeki fiberlerin gücü, diğer herhangi bir tatlıyı yedikten sonra tipik olarak deneyimlediğiniz çözülmeyi yaşatmadan sizi güçlendirir, enerji verir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalp Sağlığına iyi gelir</span><br />
<br />
Hurmada bulunan potasyum felç riskini azaltır ve Yiyecek listenize hurmayı ekleyerek düşük dansiteli lipoprotein (LDL) kolestrolü düşürebilir. Hurma tüketimi kötü kolestrolü düşürür ve kalbi sağlam tutar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günde 3 hurma yemenin vücuda faydaları.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/KfsRtKb.jpeg" alt="[Resim: KfsRtKb.jpeg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sindirim Sistemini Geliştiriyor</span><br />
<br />
Hurma, çözünür fiber içerir. Çözünür fiberler sağlıklı sindirim için gereklidir. Çünkü, sindirim sistemine su sağlar. Bu da kabızlık çekmenizi önler. Hurmada bulunan potasyum, mide bozulmasını ve ishali tedavi eder. Hurma, kahve renginden de anlaşılacağı gibi, (kahverengi yiyecekler her zaman sindirime iyi gelir) sindirim sistemi dengeleyicisidir. Hurma ayrıca, midedeki iyi bakteriyi güçlendirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kansızlığı tedavi edip, önler</span><br />
<br />
Kansızlık, pek çok insanın ortak bir problemi. Ben de zaman zaman kansız kalmışımdır. Hurma demirin mükemmel kaynağıdır ve dolayısıyla demir ihtiva eden hurma kansızlığı tedavi etmeye yardımcı olur. Kansızlık sizi bitkin hissettirebilir, o yüzden demir seviyenizi hurma ile arttırın!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kemik, Kan ve Bağışıklık Sistemini Güçlendirir</span><br />
<br />
Hurma magnezyum, manganez, selenyum içerir.Selenyum açısından zengin olan yiyeceklerin kanseri önlediği bilinmektedir. Bu mineraller ayrıca kemiklerimizin ve kanımızın kuvvetli ve sağlıklı olmasını sağlamak için gereklidir. Yiyecek listenize hurmayı da ekleyerek kemiklerinizi kuvvetlendirin! Tadı da harikadır! <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Enerjinizi Arttırır</span><br />
<br />
Hurma doğal şeker deposudur. Fruktoz, sakaroz ve glikoz içerir. Enerjinizin çabuk artmasını istiyorsanız, hurma mükemmel bir öğleden sonra atıştırmasıdır. Enerji barlarını bırakın ve bunu yerine bir kaç tane hurma yiyin. Hurmanın içindeki fiberlerin gücü, diğer herhangi bir tatlıyı yedikten sonra tipik olarak deneyimlediğiniz çözülmeyi yaşatmadan sizi güçlendirir, enerji verir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kalp Sağlığına iyi gelir</span><br />
<br />
Hurmada bulunan potasyum felç riskini azaltır ve Yiyecek listenize hurmayı ekleyerek düşük dansiteli lipoprotein (LDL) kolestrolü düşürebilir. Hurma tüketimi kötü kolestrolü düşürür ve kalbi sağlam tutar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aşırı Doz Antibiyotik kullanımında Dünya 1.si Türkiye]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/asiri-doz-antibiyotik-kullaniminda-dunya-1-si-turkiye</link>
			<pubDate>Wed, 02 Mar 2016 12:13:51 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/asiri-doz-antibiyotik-kullaniminda-dunya-1-si-turkiye</guid>
			<description><![CDATA[OECD tarafından yapılan araştırmada Dünyada en fazla aşırı doz antibiyotik tüketen ülkenin Türkiye olduğu belirlendi. Doktorlar neden bu kadar Antibiyotik reçete ediyorlar. Reçetesiz ilaç alınamadığına göre neden bu kadar antibiyotik yazılıyor?<br />
<br />
Gelişigüzel kullanılan antibiyotikler fayda sağlamadıkları gibi, pek çok ciddi sağlık problemine de neden olabiliyor. Böbrek veya karaciğer yetmezliği ile obezite bunlardan sadece bazıları.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/ssTx7HR.png" alt="[Resim: ssTx7HR.png]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Türkiye de her 1000 kişiden 42 si aşırı doz antibiyotik kullanıyor.<br />
<br />
Ülkemizde toplam ilaç harcamalarının yüzde 35’ini antibiyotikler oluşturuyor. Bunun nedenleri arasında ise geçmişte toplumun kontrolsüz antibiyotik kullanımının zararları yönünden yeterince biliçlendirilmemesi ve ilaca kolayca ulaşılabilmesi yer alıyor.<br />
<br />
Antibiyotikler, bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ve oldukça başarılı sonuçlar alınan ilaç grubu. Ancak hekimin önerisi doğrultusunda ve uygun görülen doz ile sürede kullanıldıkları takdirde.<br />
<br />
Antibiyotikler hastaların kendi kendilerine kullanmaya başlayacakları ilaçlar değildir. Antibiyotikler ‘ateş düşürücü, ağrı kesici, kırgınlık giderici’ ilaç grubuna girmiyor. Ayrıca ateş vücutta bulunan bir enfeksiyonun belirtisi olabiliyor. Ancak her ateş bir enfeksiyon belirtisi olmayabileceği gibi her enfeksiyon da bakteriden kaynaklanmayabiliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GELİŞİGÜZEL ANTİBİYOTİĞİN YOL AÇTIĞI 6 BÜYÜK SORUN</span><br />
<br />
Antibiyotiklerin masum ilaçlar olmadığının ve hatalı kullanıldıklarında ciddi yan etkilere neden olduğunu vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal gereksiz antibiyotik alımının yol açtığı sorunları şöyle sıraladı:<br />
<br />
1. Ciddi alerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor: Bu alerjik reaksiyonlar sadece hafif bir kaşıntı ya da deri döküntüsü şeklinde gelişebildiği gibi, ölümle sonuçlanabilecek kadar şiddetli olabiliyor. <br />
<br />
2. Karaciğer fonksiyonlarını bozabiliyor: Karaciğer fonksiyon testleri adı verilen kan tetkikleriyle bu yan etkiler takip edilebilmektedir. Altta yatan karaciğer hastalığı olanlarda karaciğerde metabolize olacak bir antibiyotiklerden kaçınılmaktadır. <br />
<br />
3. Böbrek yetmezliği yapabiliyor: Böbrekler üzerine toksik etkiler oluşturarak organ yetmezliğini tetikleyebiliyor. Akut böbrek yetmezliğinin en az 5’te biri, kullanılan ilaçlar nedeniyle gelişiyor. <br />
<br />
4. Antibiyotik ilişkili ishale yol açabiliyor: Normalde bağırsak içinde 400’den fazla bakteri türü bulunuyor ve bunlar hastalık oluşturmadıkları gibi, fayda sağlıyorlar. Antibiyotik kullanımı bu normal floradaki bakterilerin ölmesine ve böylelikle fırsatçı bakterilerin üremelerine ortam hazırlıyor ve böylelikle ishaller oluşabiliyor. Hatta dizanteriyi taklit eden kanlı ishal tablosu gelişebiliyor.<br />
<br />
5. Obeziteye neden olabiliyor: Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki; özellikle bebeklik ve çocukluk dönemlerinde daha sık antibiyotik kullananlarda obezite daha çok görülüyor.<br />
<br />
6. Bağırsak sistemine hasar verebiliyor: İshal dışında görülebilen sindirim sistemi yan etkileri arasında bulantı, kusma, karın ağrısı gibi belirtiler de görülebiliyor. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTİBİYOTİK KULLANIRKEN BUNLARA DİKKAT</span><br />
<br />
1. Hekiminiz önermediyse kendiniz gelişigüzel kullanmayın. Örneğin soğuk algınlığı ve grip gibi viral hastalıklarda antibiyotikler etkili olmuyor.<br />
<br />
2. Bir yakınınızın aynı belirtilerde kullandığı, sağlık problemine iyi geldiği için antibiyotiğe başvurmayın.<br />
<br />
3. Hekiminizin önerdiği dozun tamamını, önerilen sürede kullanın. Örneğin doktorunuzun önerdiğinden daha uzun süre almayın veya kendinizi daha iyi hissettiğiniz için yarıda kesmeyin. Tedaviye ara verilmesi veya doz atlanması bakterilerin direnç geliştirmesine yol açıyor. Bunun sonucunda tedavi başarısızlığa uğruyor ve hastalık tekrarlıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[OECD tarafından yapılan araştırmada Dünyada en fazla aşırı doz antibiyotik tüketen ülkenin Türkiye olduğu belirlendi. Doktorlar neden bu kadar Antibiyotik reçete ediyorlar. Reçetesiz ilaç alınamadığına göre neden bu kadar antibiyotik yazılıyor?<br />
<br />
Gelişigüzel kullanılan antibiyotikler fayda sağlamadıkları gibi, pek çok ciddi sağlık problemine de neden olabiliyor. Böbrek veya karaciğer yetmezliği ile obezite bunlardan sadece bazıları.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/ssTx7HR.png" alt="[Resim: ssTx7HR.png]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Türkiye de her 1000 kişiden 42 si aşırı doz antibiyotik kullanıyor.<br />
<br />
Ülkemizde toplam ilaç harcamalarının yüzde 35’ini antibiyotikler oluşturuyor. Bunun nedenleri arasında ise geçmişte toplumun kontrolsüz antibiyotik kullanımının zararları yönünden yeterince biliçlendirilmemesi ve ilaca kolayca ulaşılabilmesi yer alıyor.<br />
<br />
Antibiyotikler, bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan ve oldukça başarılı sonuçlar alınan ilaç grubu. Ancak hekimin önerisi doğrultusunda ve uygun görülen doz ile sürede kullanıldıkları takdirde.<br />
<br />
Antibiyotikler hastaların kendi kendilerine kullanmaya başlayacakları ilaçlar değildir. Antibiyotikler ‘ateş düşürücü, ağrı kesici, kırgınlık giderici’ ilaç grubuna girmiyor. Ayrıca ateş vücutta bulunan bir enfeksiyonun belirtisi olabiliyor. Ancak her ateş bir enfeksiyon belirtisi olmayabileceği gibi her enfeksiyon da bakteriden kaynaklanmayabiliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GELİŞİGÜZEL ANTİBİYOTİĞİN YOL AÇTIĞI 6 BÜYÜK SORUN</span><br />
<br />
Antibiyotiklerin masum ilaçlar olmadığının ve hatalı kullanıldıklarında ciddi yan etkilere neden olduğunu vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal gereksiz antibiyotik alımının yol açtığı sorunları şöyle sıraladı:<br />
<br />
1. Ciddi alerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor: Bu alerjik reaksiyonlar sadece hafif bir kaşıntı ya da deri döküntüsü şeklinde gelişebildiği gibi, ölümle sonuçlanabilecek kadar şiddetli olabiliyor. <br />
<br />
2. Karaciğer fonksiyonlarını bozabiliyor: Karaciğer fonksiyon testleri adı verilen kan tetkikleriyle bu yan etkiler takip edilebilmektedir. Altta yatan karaciğer hastalığı olanlarda karaciğerde metabolize olacak bir antibiyotiklerden kaçınılmaktadır. <br />
<br />
3. Böbrek yetmezliği yapabiliyor: Böbrekler üzerine toksik etkiler oluşturarak organ yetmezliğini tetikleyebiliyor. Akut böbrek yetmezliğinin en az 5’te biri, kullanılan ilaçlar nedeniyle gelişiyor. <br />
<br />
4. Antibiyotik ilişkili ishale yol açabiliyor: Normalde bağırsak içinde 400’den fazla bakteri türü bulunuyor ve bunlar hastalık oluşturmadıkları gibi, fayda sağlıyorlar. Antibiyotik kullanımı bu normal floradaki bakterilerin ölmesine ve böylelikle fırsatçı bakterilerin üremelerine ortam hazırlıyor ve böylelikle ishaller oluşabiliyor. Hatta dizanteriyi taklit eden kanlı ishal tablosu gelişebiliyor.<br />
<br />
5. Obeziteye neden olabiliyor: Son yıllarda yapılan araştırmalar gösteriyor ki; özellikle bebeklik ve çocukluk dönemlerinde daha sık antibiyotik kullananlarda obezite daha çok görülüyor.<br />
<br />
6. Bağırsak sistemine hasar verebiliyor: İshal dışında görülebilen sindirim sistemi yan etkileri arasında bulantı, kusma, karın ağrısı gibi belirtiler de görülebiliyor. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTİBİYOTİK KULLANIRKEN BUNLARA DİKKAT</span><br />
<br />
1. Hekiminiz önermediyse kendiniz gelişigüzel kullanmayın. Örneğin soğuk algınlığı ve grip gibi viral hastalıklarda antibiyotikler etkili olmuyor.<br />
<br />
2. Bir yakınınızın aynı belirtilerde kullandığı, sağlık problemine iyi geldiği için antibiyotiğe başvurmayın.<br />
<br />
3. Hekiminizin önerdiği dozun tamamını, önerilen sürede kullanın. Örneğin doktorunuzun önerdiğinden daha uzun süre almayın veya kendinizi daha iyi hissettiğiniz için yarıda kesmeyin. Tedaviye ara verilmesi veya doz atlanması bakterilerin direnç geliştirmesine yol açıyor. Bunun sonucunda tedavi başarısızlığa uğruyor ve hastalık tekrarlıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Protein eksikliğinin belirtileri]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/protein-eksikliginin-belirtileri</link>
			<pubDate>Tue, 24 Feb 2015 00:25:16 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/protein-eksikliginin-belirtileri</guid>
			<description><![CDATA[Protein eksikliğinin belirtileri. Et Yemezsek Bedenimizde Neler Olur?<br />
<br />
İster tarım ülkesi olalım ister sanayi ülkesi 'Dünyanın en pahalı etini yiyiyoruz. Bu nedenle batılılardan daha kısa boylu ruhsal bunalımlara daha açık ve zayıf gelişiyoruz. Tabbi kısa boylu olmanın veya ruhsal bunalımlara girmenin bir çok etkeni var fakat Hayvansal Protein tüketimidneki eksiklik ciddi bir etken.<br />
<br />
Etin kilosu Almanya'da 7 dolar, Romanya'da 5 dolar, Bulgaristan'da 3,5 dolar, Avusturya'da 2,5 dolar, Brezilya'da 2 dolar civarında iken, Türkiye'de yaklaşık 16 dolar civarındadır. Dünyada eti en pahalı yiyen ülke konumundayız ve onlarca Tarım "Bakanı" (evet sadece bakıyorlar) gelip geçmesine rağmen yıllardan beri tutarlı ve uzun vadeli bir tarım politikamız yok.<br />
<br />
Rusya'nın Türkiye'den beyaz et ithalinin artığını göz önüne alırsak, artan ihracat talebi beyaz et fiyatını da artıracaktır.<br />
<br />
Şimdi gelelim neden kırmızı et bu kadar önemli? Yeterince et tüketmezsek ne olur bunlara bakalım<a href="http://forum.skystar-2.com/et-yemezsek-bedenimizde-neler-olur-t-7551.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. İyi Uyuyamamak</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/JI3nrJR.jpg" alt="[Resim: JI3nrJR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Protein eksikliği geceleri bedenin derin uyuyamamasına neden olabilir.Protein eksikliğinde beden aşırı karbonhidrat ve şeker tüketmesine meyil eder ve beden sistemin enerji için şekere bağımlı olmasına yol açar. Ancak, şeker ve karbonhidratlar, çabuk yanar ve enerji seviyelerinde dalgalanmalar yaratır Deliksiz uyku, insan bedeni için çok gereklidir. Hattâ deliksiz uyku, şekerin aksine bedenin kalıcı yakıt olan yağı yakması için gereklidir, Deliksiz uyku sadece şeker ve karbonhidratı yakmak için kullanılsa<a href="http://forum.skystar-2.com/et-yemezsek-bedenimizde-neler-olur-t-7551.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">,</a> beden kolaylıkla acıkacaktır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Stres, Düşük Enerji, Huysuzluk, Karamsarlık</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/9xUsPdo.jpg" alt="[Resim: 9xUsPdo.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Protein eksikliği, stresle o kadar iyi bir şekilde baş etmeye izin vermez. Ayrıca, karamsarlık da deneyimlersiniz ve bu da sizi düşük enerjili hissettirir. Kan şekerini dengede tutmaya yardım eden protein olmadan, ruh halinde inişler ve çıkışlar deneyimleme eğilimi ve enerji artışı olur. Zamanla, bedenin bu zıtlıklarla dalgalanmasından kaynaklı bitkinlik, sakin olmaya ihtiyacı olan bedeni enerjisiz bırakacaktır ve ihtiyaç olduğunda ekstra destek alması gerekecektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kas ve ya da Eklem Ağrısı</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/2MD5NJx.jpg" alt="[Resim: 2MD5NJx.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Beden çok fazla protein depolar, protein de zor, yorucu egzersizden ya da efor sarfedilecek herhangi bir şeyden sonra kas ve eklemleri yeniden yapılandırmada görev alan eklem sıvısında bulunur. Sonuç olarak, eklemler güçlenir ve kaslar sıklaşır. Kas ve eklemlerindeki bir çesit acıya standart kas bakımı yanıt vermez ve bunu tedavi etmenin tek yolu protein seviyelerini yüksek tutmaktır!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sürekli Olarak Doymak Bilmeyen Bir İştah</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/Fj6xWKR.jpg" alt="[Resim: Fj6xWKR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Sabit olmayan  kan şekeri seviyelerinden dolayı, beden, karbonhidratlar, tatlılar, kafein, çikolata, gazoz, şeker, pastalar, ya da cips ve herhangi bir abur cubur gibi besin değeri düşük gıdaları, sürekli olarak arzulayacaktır. Her yemekte yeterli derecede protein almak, kan şekerini stabilize etmeye yardım edecek ve ilk anda  karbonidrat tüketme arzusunu engelleyecektir ve bedenin de yağı nasıl yakacağını öğrenmesine izin verir. Vejeteryan olup kilo vermeyi düşünüyorsanız, gerçekten de ne olmak istediğinize karar vermeden önce bu konuda daha fazla araştırma yapmalısınız!<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Tembellik</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/IgoHeyz.jpg" alt="[Resim: IgoHeyz.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Yeterli proteini almadığınızda,kaslarınız ağır, zor aktivitelerden sonra kendilerini onaramayacaklardır ve bu da aslında zarar verici olabilir ve kaybettiğinizi yeniden yapılandıramazsınız. Daha zayıf düşecek ve içinizden bir şey yapmak  ya da herhangi bir şey için harekete geçmek gelmeyecektir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Saç Dökülmesi</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/edwI2Mq.png?1" alt="[Resim: edwI2Mq.png?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Protein eksikliğinin bir garip işareti de saç dökülmesidir. Burada olan şey;bedeniniz yeterli proteini almaz ve değerli proteinini  korunma moduna geçer ve bunu saç ya da tırnak üretiminde kullanmayı durdurur. Dolayısıyla, saçlar matlaşır,cansızlaşır ve gücünü kaybeder.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Yaralanmada Daha Geç İyileşme</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/CtUFHiT.jpg" alt="[Resim: CtUFHiT.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Demir Eksikliği Kansızlık Riski</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/guvLfgO.jpg" alt="[Resim: guvLfgO.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Ette çok fazla protein ve demir mevcuttur.<br />
Dolayısıyla,eğer artık et yemiyorsanız, bedeninizin ihtiyacı olan bu gerekli besin maddelerine sahip olamazsınız.Bunları almazsanız, tek kaynağı et olan bu besin maddelerinden yoksun kalırsınız.Sonuçta, kansızlığa bağlı hastalık riski ile karşı karşıya kalırsınız<a href="http://forum.skystar-2.com/et-yemezsek-bedenimizde-neler-olur-t-7551.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Etin Tadın Gerçekten de Nasıl Olduğunu Unutacaksınız</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/YyZx3D3.jpg" alt="[Resim: YyZx3D3.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Onayladığınız geçerli sebeplerden dolayı hergün etsiz yemeklere gitmeye karar vermeniz neticede, sizi gerçekten de tamamiyle et yemeyi kesmeye motive edebilir. Bir gün kendinize şunu sorma eğiliminde olursunuz: “Uzun zaman oldu. Etin tadı nasıldı?”]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Protein eksikliğinin belirtileri. Et Yemezsek Bedenimizde Neler Olur?<br />
<br />
İster tarım ülkesi olalım ister sanayi ülkesi 'Dünyanın en pahalı etini yiyiyoruz. Bu nedenle batılılardan daha kısa boylu ruhsal bunalımlara daha açık ve zayıf gelişiyoruz. Tabbi kısa boylu olmanın veya ruhsal bunalımlara girmenin bir çok etkeni var fakat Hayvansal Protein tüketimidneki eksiklik ciddi bir etken.<br />
<br />
Etin kilosu Almanya'da 7 dolar, Romanya'da 5 dolar, Bulgaristan'da 3,5 dolar, Avusturya'da 2,5 dolar, Brezilya'da 2 dolar civarında iken, Türkiye'de yaklaşık 16 dolar civarındadır. Dünyada eti en pahalı yiyen ülke konumundayız ve onlarca Tarım "Bakanı" (evet sadece bakıyorlar) gelip geçmesine rağmen yıllardan beri tutarlı ve uzun vadeli bir tarım politikamız yok.<br />
<br />
Rusya'nın Türkiye'den beyaz et ithalinin artığını göz önüne alırsak, artan ihracat talebi beyaz et fiyatını da artıracaktır.<br />
<br />
Şimdi gelelim neden kırmızı et bu kadar önemli? Yeterince et tüketmezsek ne olur bunlara bakalım<a href="http://forum.skystar-2.com/et-yemezsek-bedenimizde-neler-olur-t-7551.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. İyi Uyuyamamak</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/JI3nrJR.jpg" alt="[Resim: JI3nrJR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Protein eksikliği geceleri bedenin derin uyuyamamasına neden olabilir.Protein eksikliğinde beden aşırı karbonhidrat ve şeker tüketmesine meyil eder ve beden sistemin enerji için şekere bağımlı olmasına yol açar. Ancak, şeker ve karbonhidratlar, çabuk yanar ve enerji seviyelerinde dalgalanmalar yaratır Deliksiz uyku, insan bedeni için çok gereklidir. Hattâ deliksiz uyku, şekerin aksine bedenin kalıcı yakıt olan yağı yakması için gereklidir, Deliksiz uyku sadece şeker ve karbonhidratı yakmak için kullanılsa<a href="http://forum.skystar-2.com/et-yemezsek-bedenimizde-neler-olur-t-7551.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">,</a> beden kolaylıkla acıkacaktır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Stres, Düşük Enerji, Huysuzluk, Karamsarlık</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/9xUsPdo.jpg" alt="[Resim: 9xUsPdo.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Protein eksikliği, stresle o kadar iyi bir şekilde baş etmeye izin vermez. Ayrıca, karamsarlık da deneyimlersiniz ve bu da sizi düşük enerjili hissettirir. Kan şekerini dengede tutmaya yardım eden protein olmadan, ruh halinde inişler ve çıkışlar deneyimleme eğilimi ve enerji artışı olur. Zamanla, bedenin bu zıtlıklarla dalgalanmasından kaynaklı bitkinlik, sakin olmaya ihtiyacı olan bedeni enerjisiz bırakacaktır ve ihtiyaç olduğunda ekstra destek alması gerekecektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Kas ve ya da Eklem Ağrısı</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/2MD5NJx.jpg" alt="[Resim: 2MD5NJx.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Beden çok fazla protein depolar, protein de zor, yorucu egzersizden ya da efor sarfedilecek herhangi bir şeyden sonra kas ve eklemleri yeniden yapılandırmada görev alan eklem sıvısında bulunur. Sonuç olarak, eklemler güçlenir ve kaslar sıklaşır. Kas ve eklemlerindeki bir çesit acıya standart kas bakımı yanıt vermez ve bunu tedavi etmenin tek yolu protein seviyelerini yüksek tutmaktır!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Sürekli Olarak Doymak Bilmeyen Bir İştah</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/Fj6xWKR.jpg" alt="[Resim: Fj6xWKR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Sabit olmayan  kan şekeri seviyelerinden dolayı, beden, karbonhidratlar, tatlılar, kafein, çikolata, gazoz, şeker, pastalar, ya da cips ve herhangi bir abur cubur gibi besin değeri düşük gıdaları, sürekli olarak arzulayacaktır. Her yemekte yeterli derecede protein almak, kan şekerini stabilize etmeye yardım edecek ve ilk anda  karbonidrat tüketme arzusunu engelleyecektir ve bedenin de yağı nasıl yakacağını öğrenmesine izin verir. Vejeteryan olup kilo vermeyi düşünüyorsanız, gerçekten de ne olmak istediğinize karar vermeden önce bu konuda daha fazla araştırma yapmalısınız!<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Tembellik</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/IgoHeyz.jpg" alt="[Resim: IgoHeyz.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Yeterli proteini almadığınızda,kaslarınız ağır, zor aktivitelerden sonra kendilerini onaramayacaklardır ve bu da aslında zarar verici olabilir ve kaybettiğinizi yeniden yapılandıramazsınız. Daha zayıf düşecek ve içinizden bir şey yapmak  ya da herhangi bir şey için harekete geçmek gelmeyecektir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Saç Dökülmesi</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/edwI2Mq.png?1" alt="[Resim: edwI2Mq.png?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Protein eksikliğinin bir garip işareti de saç dökülmesidir. Burada olan şey;bedeniniz yeterli proteini almaz ve değerli proteinini  korunma moduna geçer ve bunu saç ya da tırnak üretiminde kullanmayı durdurur. Dolayısıyla, saçlar matlaşır,cansızlaşır ve gücünü kaybeder.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. Yaralanmada Daha Geç İyileşme</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/CtUFHiT.jpg" alt="[Resim: CtUFHiT.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Demir Eksikliği Kansızlık Riski</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/guvLfgO.jpg" alt="[Resim: guvLfgO.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Ette çok fazla protein ve demir mevcuttur.<br />
Dolayısıyla,eğer artık et yemiyorsanız, bedeninizin ihtiyacı olan bu gerekli besin maddelerine sahip olamazsınız.Bunları almazsanız, tek kaynağı et olan bu besin maddelerinden yoksun kalırsınız.Sonuçta, kansızlığa bağlı hastalık riski ile karşı karşıya kalırsınız<a href="http://forum.skystar-2.com/et-yemezsek-bedenimizde-neler-olur-t-7551.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Etin Tadın Gerçekten de Nasıl Olduğunu Unutacaksınız</span><br />
<img src="https://i.imgur.com/YyZx3D3.jpg" alt="[Resim: YyZx3D3.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Onayladığınız geçerli sebeplerden dolayı hergün etsiz yemeklere gitmeye karar vermeniz neticede, sizi gerçekten de tamamiyle et yemeyi kesmeye motive edebilir. Bir gün kendinize şunu sorma eğiliminde olursunuz: “Uzun zaman oldu. Etin tadı nasıldı?”]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şeker, buğday ve trans yağlar]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/seker-bugday-ve-trans-yaglar</link>
			<pubDate>Mon, 23 Feb 2015 16:19:00 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/seker-bugday-ve-trans-yaglar</guid>
			<description><![CDATA[Diabet, kalp Hastalığı, kanser ve aşırı vücut yağlanmasına sebep olarak, bu besinler yavaş yavaş sizi ve ailenizi öldürüyor. Ayrıca neden tereyağ, Hindistan cevizi yağı, avokado ve biftek yemeniz gerektiğini de bu makalede anlatacağız.<br />
<br />
Genellikle haberlerde “şeker, buğday ve gluten sağlığınız için kötüdür” benzeri cümleler duyarsınız. Ama bu besinlerin iç organlarınıza neler yaptığını gerçekten anlıyor musunuz? <br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/Paz60Wl.jpg?1" alt="[Resim: Paz60Wl.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Pek çok insan bunun nedenini anlayamıyor. Ama işin asıl kısmı şu ki, bahsettiğim besinlerden bazıları sadece hormonlarınızı ve metabolizmanızı mahvetmekle kalmıyor, aynı zamanda kalp hastalıklarına, tip 2 diyabete, Alzeimera ve hatta kansere bile sebep olabiliyor.<br />
<br />
Sadece bu kadar da değil. Biraz sonra okuyacağınız gibi, muhtemelen restoranlarda sıklıkla yediğiniz bitkisel beslenmeye dayalı bir besin var. Bu besinin kalp krizlerine yol açtığı ispatlanmıştır.<br />
<br />
Ayrıca metabolizmanızı hızlandıracak ve hormonlarınızı dengeleyecek şekilde nasıl yemeniz gerektiğini de anlamanızı sağlayacağız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buğday sizi neden öldürüyor?</span><br />
Evet, hatta “tam buğday” bile.<br />
<br />
Buğdayın vücudunuz için korkunç bir besin olmasının 3 ana nedeni var ve faydasından çok zararı var.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.Sebep:</span> Buğday kan şekerinizi mahveder, yaşlanmayı hızlandırır, kilo aldırır ve diabet riskini artırır.<br />
Buğdayın vücudunuzdaki yaşlanma sürecini neden artırdığını anlatmadan önce, vücudumuzdaki biyokimyaya bir göz atalım.<br />
<br />
Bu vücudunuzdaki “glikasyon” ile ve “İleri Glikasyon Son Ürünleri” (AGE) denen maddelerle ilgilidir. AGE denen bu kötü bileşimler vücudunuzdaki yaşlanma sürecini hızlandırırlar. Bunun yanı sıra zaman içinde organlarınıza, eklemelerinize zarar verir ve cildinizi kırıştırırlar.<br />
Peki vücutta AGE üretimini sağlayan en önemli faktörlerden biri nedir? Buna şaşırabilirsiniz. Ama zamanla yüksek kan şekeri seviyeleri, yaşlanmayı hızlandıran AGElerin ciddi şekilde artmasına neden olur. Bu yüzden tip 2 diyabetikler çoğu zaman oldukları yaştan daha yaşlı görünürler. Ama bu yaş artıran etki sadece diyabetiklerle sınırlı değil.<br />
<br />
Tam buğday’ın bununla bağlantısına geri dönelim.<br />
<br />
Büyük gıda şirketlerinin, devasa pazarlama kampanyaları tarafından genellikle üstü kapatılan ve çok az bilinen bir gerçeğe göz atalım. Bu şirketler sizden “tam buğday”ın iyi olduğuna inanmanızı isterler. Ama aslında buğday çok sıra dışı bir karbonhidrat olan Amilopektin A içerir (diğer besinlerde yoktur). Bazı testlerde kan şekerinizi sofra şekerinden çok daha fazla yükselttiği görülmüştür.<br />
<br />
Araştırmalarda belgelenen kan şekeri tepki testine göre, aslında (buğdaydaki) Amilopektin A, kan şekerinizi dünyada bulunan herhangi bir karbonhidrat kaynağından çok daha fazla yükseltir.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/kQoFz7P.png" alt="[Resim: kQoFz7P.png]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bu demektir ki, ekmek, simit, mısır gevreği, çörek gibi fırınlanmış buğday ürünleri diğer pek çok karbonhidrat kaynağından çok daha fazla yüksek kan şekeri seviyesine neden olurlar. Eğer bana inanmıyorsanız işte bilmeniz gerekli birkaç şey. Ben kendi kan şekeri testlerimi bir kan glukometresi kullanarak yaptım. 2 dilim beyaz ekmek ve de aynı miktarda karbonhidrata denk bir kase yulaf unu yedikten sonra testleri yaptım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buğday ve yulaf sonrası kan şekeri test sonuçları:</span><br />
2 dilim tam buğday unundan yapılmış ekmek yedikten 45 dk sonra: Kan şekeri 86 açlık seviyesinden 155’e fırladı.<br />
1 kase yulaf yedikten sonra (gramajı 2 dilim tam buğday unu ekmeğine denk): Kan şekeri seviyesi 86 açlık seviyesinden 112’ye çıktı.<br />
<br />
Bildiğiniz gibi ortalama kan şekeri seviyeleriniz zamanla ne kadar yüksek olursa, vücudunuzda o kadar çok AGE oluşur; bu da daha hızlı yaşlanmanıza sebep olur. Tam buğday kan şekerini yulaf ununa göre çok daha hızlı yükseltti. 155 kan şekeri seviyesi de, eğer düzenli olarak buğday unu tüketirseniz çok daha hızlı yaşlanmaya sebep olacaktır.<br />
<br />
Pek çok insan düşünmeden hemen her yemeklerinde buğday tüketiyorlar. Sadece bu kadar da değil. Buğdaydan kaynaklanan kan şekeri artışı, vücudunuzun daha fazla insülin pompalamasına neden olur, bu da daha fazla yağ depolamanıza yol açar. Her gün buğday yemekten kaynaklanan aşırı kan şekeri artışı zamanla kan şekeri düzenleme sisteminize zarar verir, pankreasınızda hasar yaratır, insülin direncine yol açar ve nihayetinde de tip 2 diyabet oluşur. Bence sözde “sağlıklı” denen buğdaya karşı güçlü delillerimiz var.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biliyor muydunuz?</span><br />
Marketlerde bulunan buğday ekmekleri çoğunlukla sadece kahverengiye boyanmış beyaz ekmek aslında.<br />
Bu kadar da değil. “Tam buğday” ekmeğine yüksek fruktoz mısır şurubu da eklenmiştir. Çünkü ilave şeker olmadan bu ekmek yenemeyecek kadar kurudur.<br />
“Tam buğday” ekmeği sizin için iyi olsa bile, ilave yüksek früktoz mısır şurubu, kahverengi şeker ya da diğer tehlikeli tatlandırıcılar içermeyen gerçek bir ekmek bulmanız nerdeyse imkansızdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.Sebep:</span> Son zamanlarda gluten meselesi medyanın gündeminde. Ama Çölyak hastalığı olmayan insanların da, glutenden kaynaklanan risklere tabi olup olunmadığı konusunda insanların aklında bir karmaşa var. “Gluten intolerant” yada “glutene duyarlı” olmasanız bile, yüzlerce araştırma göstermektedir ki, gluten sindirim sisteminizde iltihaplanmaya, son zamanlarda Sızdıran Bağırsak diye adından çok söz edilen bir problem olan bağırsaklarınızda geçirgenliğe, başka sindirim sistemi hastalıklarına ve otoimmun problemlerine sebep olabilir.<br />
<br />
Bilim insanlarına göre glutenin bu sindirim sistemi problemlerine yol açmasına, son 50 yıl içinde buğdayın aşırı biçimde hibritleşmesi neden olmuştur. Binlerce yıldır insan sindirim sisteminin aşina olduğu buğdayın modifiye edilerek, sindirim sistemine yabancı buğday yaratılması. Hatta daha 50 yıl önce büyük annelerinizin yediği buğday bile farklıydı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.Sebep</span> Buğdayın sağlığınız için zararlı olmasının bir diğer nedeni de buğday bitkisinin içinde kendiliğinden oluşan “anti besinler” i içermesidir. Bu besin çok fazla tüketildiğinde istenmeyen etkiler yaratır. Bu anti besinlerden bir tanesi, phytates’tir. Bu, çok tüketildiğinde vücudunuzdaki çinko, demir, manganez ve kalsiyum gibi bazı minerallerin emilimini engeller.<br />
<br />
Pek çok insan hemen her öğününde buğday tüketir. (sabah mısır gevreği, öğlen tost ekmeği, akşam da makarna ya da ekmek) Bu da zamanla vücudunuzda mineral eksikliğine yol açar ki, bu da pek çok problem kaynağıdır.<br />
<br />
Buğdayda phytates dışında başka engelleyiciler ve anti besinler de mevcuttur. Mesela, lektinler. Lektinler buğdayda bağırsak iritasyonuna sebep olan diğer bileşenlerdir. Yani beslenmenizde buğdayı azaltmak ya da tamamen çıkarmak için başka bir nedendir. Buğdayın insan beslenmesi için önemli bir katkısı yoktur. Faydadan çok zararı vardır.<br />
<br />
Pek çok kişi bana “Peki ya buğday içindeki lif? Bu yüzden sağlıklı olduğunu düşünüyordum.” diye soruyor.<br />
Üzgünüm ama tüm meyve, sebze, fındık- fıstıktan sindirim sisteminize zarar vermeden ve aşırı kan şekeri problemi yaşamadan da ihtiyacınız olan tüm lifi elde edebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİTKİSEL YAĞ NEDEN SİZİ ÖLDÜRÜYOR?</span><br />
“Bitkisel yağ” kelimesi kulağa sağlıklı gibi gelse de, aslında sebzelerden yapılmaz. Bitkisel yağ aslında, mısır yağı, soya fasulyesi yağı, kanola yağı, aspir yağı ve/veya pamuk çekirdeği yağının kombinasyonlarından oluşur ve bunların tamamı son derece sağlıksızdır. Aslında baştan sona ölümcüller ve bunu abartmıyorum. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.Sebep: </span>Bitkisel yağlar hidrojene olmasalar bile genellikle ölümcül trans yağlar içerirler.<br />
Trans yağların ölümcül olduğunu zaten biliyorsunuzdur. Bu yüzden çok bilimsel alan girip, trans yağların neden ölümcül olduğunu ve vücudunuzdaki hücre membranlarınıza zarar verdiklerini, bunun da kanser, obezite, Alzeimer, kalp hastalıkları ve daha nice korkunç sağlık problemlerine yol açtığını anlatmayacağım.<br />
Bunları bildikten sonra eminim sizde hidrojene olan bitkisel yağlardan uzak durmanız gerektiğinizin farkındasınızdır. Bunu milyonlarca defa duydunuz.<br />
<br />
Ama muhtemelen bilmediğiniz şey, hidrojene olmayan bitkisel yağların bile (tüm bitkisel yağlar rafine edilmiştir) aynı zamanda biraz trans yağ içermesidir. Çünkü rafine esnasında yüksek sıcaklığa, çözücülere ve basınca maruz kalırlar. Evet buna “preslenmiş yağ” denen bitkisel yağlar da dahildir.<br />
<br />
Heksan çözücülerin yanı sıra tüm bu yüksek sıcak ve yüksek pres süreçleri, bitkisel yağlardaki (hatta sözde sağlıklı denilen kanola yağda bile) doymamış içeriğe baskı yapar ve trans yağlara ve hatta “Mega translar” dediğimiz çok daha korkunç bir şeye dönüştürür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.Sebep: </span>Bitkisel yağlar oksitlenmiş “mutasyona uğramış yağlar” içerir. Bunlar trans yağlardan çok daha kötüdür çünkü kalp krizlerine yol açarlar. Rafine süreci ve bitkisel yağların içeriğindeki çoklu doymamış yağın kimyasal tepkileri sonucu, tüm bitkisel yağlar oksitlenmiş yağlar içerirler. Beslenme uzmanları bitkisel yağlardaki yağlara “Mega Translar” diyor çünkü kimyadaki trans yağlara benziyorlar hatta daha bile kötüler.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/UOr2nBH.jpg" alt="[Resim: UOr2nBH.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bitkisel yağlardaki mega translar neredeyse tüm işlenmiş paketlenmiş besinlerde mevcuttur. Tüm restoranlarda da kullanılır. Patates kızartmasının yer yemez kalp damarlarınıza zarar verdiği ispatlandı.<br />
Bitkisel yağların rafinasyonu esnasında oluşan serbest radikaller, hücre membranlarınıza ve kromozomlarınıza zarar vererek vücudunuzda aşırı iltihaplanmaya yol açanbu mutant yağları oluşturur.<br />
Bitkisel yağlardaki serbest radikaller ayrıca kalp damarlarınıza da zarar verirler ve bu da direk olarak kalp krizine yol açabilir. Bunun sadece uzun vadede risk taşıdığını düşünmeyin lütfen. Bunun anlık olarak kalp damarlarınızda işlev bozukluğuna-endotel fonksiyon- yol açtığını gösteren çalışmalar da mevcuttur.<br />
<br />
Yeni Zellanda yapılan bir araştırmada: Restoranlarda kızarmış patates yiyenler kalp damarlarının endotel fonksiyonlarına derhal zarar veriyorlar. Patates yemeden önce genişleme % 7 iken, yedikten sonra ise % 1’e düştüğü görüldü. İşte bu kalp krizine yol açabilecek nedenlerden bir tanesi.<br />
<br />
Eğer abarttığımı düşünüyorsanız bir kez daha düşünün. Uzmanlar ayrıca kalp krizi nedeniyle hastaneye gelen yüzlerce hastasında incelemelerde bulundu ve kalp krizi geçiren her bir hastanın krizden hemen önce bitkisel yağlar ile yapılan gıdalar tükettiğini fark etti. Korkunç değil mi?<br />
Bir daha kızarmış patates sipariş ettiğinizde iyi düşünün. Durum bu kadar ciddi. Kızarmış patates yerine sebze, meyve ve salata tercih edin. Bu yarın ölmek ile uzun yıllar keyifle yaşamak arasındaki fark kadar bir fark yaratacaktır sizin için.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.Sebep:</span> Bitkisel yağlar Omega 6 ve Omega 3 yağ oranlarınız arasında aşırı bir dengesizlik yaratır.<br />
Bitkisel yağların sizi öldürüyor olmasının ana nedenlerinden bir diğeri de, çoğunlukla inflamatuvar Omega 6 yağlarından oluşmasındandır. Anti inflamatuvar (iltihap önleyici) omega3 çok az bulunur. omega<br />
Bilimsel literatürde omega 6 ve omega 3 en sağlıklı oranı 2:1 ve hatta 1:1 olarak gösterilmektedir. Ama bitkisel yağların çoğu 20:1 ve hatta 30:1 oranında bu dengeyi çarpıtarak zararlı imflamatuvar omega 6 yağlarını artırır. Daha da kötüsü bu omega 6 yağları fındıkta bulunan masum tipte değildirler. Vücudunuzdaki dokuları mahveden mutant trans tipi yağlardır.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/URKuaXh.jpg" alt="[Resim: URKuaXh.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bu omega yağ dengesizliği, bitkisel yağların kanser, obezite ve hayatınızı önemli derecede kısaltabilecek diğer dejeneratif hastalıklara sebep olmasının bir diğer nedenidir. Tüm bunlara çözüm olarak Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, macadamia yağı, avokado yağı, çayırlarda beslenmiş hayvanlardan elde edilen tereyağ kullanın. Bunlar bitkisel yağlardan çok çok daha sağlıklıdır ve yukarda bahsettiğimiz hastalıklara yol açmazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunları biliyor muydunuz?</span><br />
Kalp hastalıkları, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, kireçlenme, depresyon, diyabet ve obeziteyi yenmek için Omega 6 yağ asitleri seviyesini azaltmalı ve omega 3 yağ asitleri seviyesini artırmalısınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeker sizi neden öldürüyor. Şekeri “yakamazsınız”</span><br />
Sağlık uzmanlarından, blog yazarlarından ve haberlerde milyonlarca defa şekerin zararlı olduğunu duymuşsunuzdur. Ama çoğu insan neden bu kadar kötü olduğunu gerçekten anlayamaz.<br />
<br />
Aslında pek çok insan, şeker yerse biraz daha fazla hareket edip bunu yakabilecekleri yanılgısına düşerler. Ama maalesef bu düşünce sizi daha erkenden mezara götürür. Durum “şekeri yakmak” kadar basit değildir. Mesele şekerin hücrelerinize ne yaptığıdır ve iç organların çalışmasını bozarak hastalıklara sebep olmasıdır.<br />
Şekerin neden bu kadar zararlı olduğunu ve hücrelerinize neler yaptığını gerçekten bilseniz, kesinlikle eminim ki o pastayı, şekeri, şekerli meyve sularını ve dondurmayı yemeden ya da çocuğunuza yedirmeden önce bir kez daha düşünürdünüz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte şekerin sizi öldürüyor olmasının nedenlerinden bir kaçı</span><br />
Buğday konusunda bahsettiğimiz gibi, şeker de kan şekeriniz de dalgalanmalara sebep olur. Aşırı kan şekeri vücudunuzda glikasyona sebep olur ve bu da organlarınızın, cildinizin, kalp damarlarınızın ve eklemlerinizin hızlı yaşlanmasına yol açar.<br />
<br />
Şeker ayrıca trigliseridinizi tehlikeli seviyelere çıkarır; bu da kalp hastalıklarına yol açabilir. Çok sık şeker tüketmek uzun vade de tip 2 diyabete yol açar çünkü pankreas ve insülün hassasiyetinizi mahvetmiş olursunuz.<br />
<br />
Şeker ayrıca beyaz kan hücrelerinizi yavaşlatarak, hastalıkları daha olası kılar ve hatta kanser hücrelerinin bile vücudunuzda daha kolay şekil almasına yol açabilir. Tabi ki şekerin sizi şişmanlattığını ve içinde hiçbir faydalı besin olmaksızın fazladan kalori kattığını biliyorsunuz.<br />
<br />
Şekerin vücudunuza ne kadar zarar verdiğinden bahsettiğimizde, çayınıza koyduğunuz 5grlık bir baldaki şekerden bahsetmiyoruz. Az miktarlardaki doğal şeker bir sorun değil.<br />
<br />
Esas zarar, bir defada oturup bir dilim keki yiyerek aldığınız 40-50gr'lık şekerde vardır. Ya da 35 gr'lık o şeker paketlerinde, ya da 45 gr belki fazlası şeker içeren o gazozlarda. Hatta sözde sağlıklı kabul edilen, ama aslında kullandıkları meyve şuruplarındaki  80 gr ve fazlası şeker içeriği nedeniyle meyveli buzlu içeceklerde.<br />
<br />
Artık neden şeker, buğday ve bitkisel yağların zararlı olduğunu biliyorsunuz. Mısır gevreği, ekmek, simit, çörek, şeker, işlenmiş gıdalar ya da restoranlarda bitkisel yağ kullanılarak kızarmış patates yemeden önce bir kez daha düşünürsünüz.<br />
<br />
Aşağıda örneklerini verdiğimiz bazı besinlerin belki de sizi şişmanlattığını, diyabete, kalp hastalıklarına, kansere yol açtığını fark etmemiştiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Daha fazla vücut yağı almanıza sebep olan “sözde sağlıklı” besinler.</span><br />
Tam buğday ekmekler<br />
Tam buğday mısır gevrekleri<br />
Tam buğday krakerler-gevrekler<br />
Soya fasulyesi<br />
tofu ya da sebze burgerler (fermente edilmemiş soya hormonlarınıza zararlı olabilir)<br />
meyve suları<br />
az yağlı süt ya da homojenize edilmiş süt<br />
margarin(ölümcül trans yağlar ve hatta mega translar<br />
önceden paketlenmiş diyet yemekler<br />
sporcu içecekleri<br />
protein barları (çoğu içinde aslında şeker çubukları gizlidir)<br />
aşırı işlem görmüş yenilenmiş yemekler (içeriğinde sağlıklı değil abur cubur içerik daha fazladır)<br />
pirinç gevrekleri (aşırı kan şekeri artışı)<br />
makarna ( daha fazla buğday daha hızlı yaşlandırır)<br />
diyet dondurma ya da diyet tatlılar<br />
sözde “enerji” içecekleri<br />
az yağlı gıdalar (genellikle yağın yerini şeker almıştır)<br />
daha az karbonhidrat içeren işlenmiş gıdalar<br />
soya fasulyesi yağı, mısır yağı ve kanola yağı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Diabet, kalp Hastalığı, kanser ve aşırı vücut yağlanmasına sebep olarak, bu besinler yavaş yavaş sizi ve ailenizi öldürüyor. Ayrıca neden tereyağ, Hindistan cevizi yağı, avokado ve biftek yemeniz gerektiğini de bu makalede anlatacağız.<br />
<br />
Genellikle haberlerde “şeker, buğday ve gluten sağlığınız için kötüdür” benzeri cümleler duyarsınız. Ama bu besinlerin iç organlarınıza neler yaptığını gerçekten anlıyor musunuz? <br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/Paz60Wl.jpg?1" alt="[Resim: Paz60Wl.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Pek çok insan bunun nedenini anlayamıyor. Ama işin asıl kısmı şu ki, bahsettiğim besinlerden bazıları sadece hormonlarınızı ve metabolizmanızı mahvetmekle kalmıyor, aynı zamanda kalp hastalıklarına, tip 2 diyabete, Alzeimera ve hatta kansere bile sebep olabiliyor.<br />
<br />
Sadece bu kadar da değil. Biraz sonra okuyacağınız gibi, muhtemelen restoranlarda sıklıkla yediğiniz bitkisel beslenmeye dayalı bir besin var. Bu besinin kalp krizlerine yol açtığı ispatlanmıştır.<br />
<br />
Ayrıca metabolizmanızı hızlandıracak ve hormonlarınızı dengeleyecek şekilde nasıl yemeniz gerektiğini de anlamanızı sağlayacağız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buğday sizi neden öldürüyor?</span><br />
Evet, hatta “tam buğday” bile.<br />
<br />
Buğdayın vücudunuz için korkunç bir besin olmasının 3 ana nedeni var ve faydasından çok zararı var.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.Sebep:</span> Buğday kan şekerinizi mahveder, yaşlanmayı hızlandırır, kilo aldırır ve diabet riskini artırır.<br />
Buğdayın vücudunuzdaki yaşlanma sürecini neden artırdığını anlatmadan önce, vücudumuzdaki biyokimyaya bir göz atalım.<br />
<br />
Bu vücudunuzdaki “glikasyon” ile ve “İleri Glikasyon Son Ürünleri” (AGE) denen maddelerle ilgilidir. AGE denen bu kötü bileşimler vücudunuzdaki yaşlanma sürecini hızlandırırlar. Bunun yanı sıra zaman içinde organlarınıza, eklemelerinize zarar verir ve cildinizi kırıştırırlar.<br />
Peki vücutta AGE üretimini sağlayan en önemli faktörlerden biri nedir? Buna şaşırabilirsiniz. Ama zamanla yüksek kan şekeri seviyeleri, yaşlanmayı hızlandıran AGElerin ciddi şekilde artmasına neden olur. Bu yüzden tip 2 diyabetikler çoğu zaman oldukları yaştan daha yaşlı görünürler. Ama bu yaş artıran etki sadece diyabetiklerle sınırlı değil.<br />
<br />
Tam buğday’ın bununla bağlantısına geri dönelim.<br />
<br />
Büyük gıda şirketlerinin, devasa pazarlama kampanyaları tarafından genellikle üstü kapatılan ve çok az bilinen bir gerçeğe göz atalım. Bu şirketler sizden “tam buğday”ın iyi olduğuna inanmanızı isterler. Ama aslında buğday çok sıra dışı bir karbonhidrat olan Amilopektin A içerir (diğer besinlerde yoktur). Bazı testlerde kan şekerinizi sofra şekerinden çok daha fazla yükselttiği görülmüştür.<br />
<br />
Araştırmalarda belgelenen kan şekeri tepki testine göre, aslında (buğdaydaki) Amilopektin A, kan şekerinizi dünyada bulunan herhangi bir karbonhidrat kaynağından çok daha fazla yükseltir.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/kQoFz7P.png" alt="[Resim: kQoFz7P.png]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bu demektir ki, ekmek, simit, mısır gevreği, çörek gibi fırınlanmış buğday ürünleri diğer pek çok karbonhidrat kaynağından çok daha fazla yüksek kan şekeri seviyesine neden olurlar. Eğer bana inanmıyorsanız işte bilmeniz gerekli birkaç şey. Ben kendi kan şekeri testlerimi bir kan glukometresi kullanarak yaptım. 2 dilim beyaz ekmek ve de aynı miktarda karbonhidrata denk bir kase yulaf unu yedikten sonra testleri yaptım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Buğday ve yulaf sonrası kan şekeri test sonuçları:</span><br />
2 dilim tam buğday unundan yapılmış ekmek yedikten 45 dk sonra: Kan şekeri 86 açlık seviyesinden 155’e fırladı.<br />
1 kase yulaf yedikten sonra (gramajı 2 dilim tam buğday unu ekmeğine denk): Kan şekeri seviyesi 86 açlık seviyesinden 112’ye çıktı.<br />
<br />
Bildiğiniz gibi ortalama kan şekeri seviyeleriniz zamanla ne kadar yüksek olursa, vücudunuzda o kadar çok AGE oluşur; bu da daha hızlı yaşlanmanıza sebep olur. Tam buğday kan şekerini yulaf ununa göre çok daha hızlı yükseltti. 155 kan şekeri seviyesi de, eğer düzenli olarak buğday unu tüketirseniz çok daha hızlı yaşlanmaya sebep olacaktır.<br />
<br />
Pek çok insan düşünmeden hemen her yemeklerinde buğday tüketiyorlar. Sadece bu kadar da değil. Buğdaydan kaynaklanan kan şekeri artışı, vücudunuzun daha fazla insülin pompalamasına neden olur, bu da daha fazla yağ depolamanıza yol açar. Her gün buğday yemekten kaynaklanan aşırı kan şekeri artışı zamanla kan şekeri düzenleme sisteminize zarar verir, pankreasınızda hasar yaratır, insülin direncine yol açar ve nihayetinde de tip 2 diyabet oluşur. Bence sözde “sağlıklı” denen buğdaya karşı güçlü delillerimiz var.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Biliyor muydunuz?</span><br />
Marketlerde bulunan buğday ekmekleri çoğunlukla sadece kahverengiye boyanmış beyaz ekmek aslında.<br />
Bu kadar da değil. “Tam buğday” ekmeğine yüksek fruktoz mısır şurubu da eklenmiştir. Çünkü ilave şeker olmadan bu ekmek yenemeyecek kadar kurudur.<br />
“Tam buğday” ekmeği sizin için iyi olsa bile, ilave yüksek früktoz mısır şurubu, kahverengi şeker ya da diğer tehlikeli tatlandırıcılar içermeyen gerçek bir ekmek bulmanız nerdeyse imkansızdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.Sebep:</span> Son zamanlarda gluten meselesi medyanın gündeminde. Ama Çölyak hastalığı olmayan insanların da, glutenden kaynaklanan risklere tabi olup olunmadığı konusunda insanların aklında bir karmaşa var. “Gluten intolerant” yada “glutene duyarlı” olmasanız bile, yüzlerce araştırma göstermektedir ki, gluten sindirim sisteminizde iltihaplanmaya, son zamanlarda Sızdıran Bağırsak diye adından çok söz edilen bir problem olan bağırsaklarınızda geçirgenliğe, başka sindirim sistemi hastalıklarına ve otoimmun problemlerine sebep olabilir.<br />
<br />
Bilim insanlarına göre glutenin bu sindirim sistemi problemlerine yol açmasına, son 50 yıl içinde buğdayın aşırı biçimde hibritleşmesi neden olmuştur. Binlerce yıldır insan sindirim sisteminin aşina olduğu buğdayın modifiye edilerek, sindirim sistemine yabancı buğday yaratılması. Hatta daha 50 yıl önce büyük annelerinizin yediği buğday bile farklıydı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.Sebep</span> Buğdayın sağlığınız için zararlı olmasının bir diğer nedeni de buğday bitkisinin içinde kendiliğinden oluşan “anti besinler” i içermesidir. Bu besin çok fazla tüketildiğinde istenmeyen etkiler yaratır. Bu anti besinlerden bir tanesi, phytates’tir. Bu, çok tüketildiğinde vücudunuzdaki çinko, demir, manganez ve kalsiyum gibi bazı minerallerin emilimini engeller.<br />
<br />
Pek çok insan hemen her öğününde buğday tüketir. (sabah mısır gevreği, öğlen tost ekmeği, akşam da makarna ya da ekmek) Bu da zamanla vücudunuzda mineral eksikliğine yol açar ki, bu da pek çok problem kaynağıdır.<br />
<br />
Buğdayda phytates dışında başka engelleyiciler ve anti besinler de mevcuttur. Mesela, lektinler. Lektinler buğdayda bağırsak iritasyonuna sebep olan diğer bileşenlerdir. Yani beslenmenizde buğdayı azaltmak ya da tamamen çıkarmak için başka bir nedendir. Buğdayın insan beslenmesi için önemli bir katkısı yoktur. Faydadan çok zararı vardır.<br />
<br />
Pek çok kişi bana “Peki ya buğday içindeki lif? Bu yüzden sağlıklı olduğunu düşünüyordum.” diye soruyor.<br />
Üzgünüm ama tüm meyve, sebze, fındık- fıstıktan sindirim sisteminize zarar vermeden ve aşırı kan şekeri problemi yaşamadan da ihtiyacınız olan tüm lifi elde edebilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİTKİSEL YAĞ NEDEN SİZİ ÖLDÜRÜYOR?</span><br />
“Bitkisel yağ” kelimesi kulağa sağlıklı gibi gelse de, aslında sebzelerden yapılmaz. Bitkisel yağ aslında, mısır yağı, soya fasulyesi yağı, kanola yağı, aspir yağı ve/veya pamuk çekirdeği yağının kombinasyonlarından oluşur ve bunların tamamı son derece sağlıksızdır. Aslında baştan sona ölümcüller ve bunu abartmıyorum. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.Sebep: </span>Bitkisel yağlar hidrojene olmasalar bile genellikle ölümcül trans yağlar içerirler.<br />
Trans yağların ölümcül olduğunu zaten biliyorsunuzdur. Bu yüzden çok bilimsel alan girip, trans yağların neden ölümcül olduğunu ve vücudunuzdaki hücre membranlarınıza zarar verdiklerini, bunun da kanser, obezite, Alzeimer, kalp hastalıkları ve daha nice korkunç sağlık problemlerine yol açtığını anlatmayacağım.<br />
Bunları bildikten sonra eminim sizde hidrojene olan bitkisel yağlardan uzak durmanız gerektiğinizin farkındasınızdır. Bunu milyonlarca defa duydunuz.<br />
<br />
Ama muhtemelen bilmediğiniz şey, hidrojene olmayan bitkisel yağların bile (tüm bitkisel yağlar rafine edilmiştir) aynı zamanda biraz trans yağ içermesidir. Çünkü rafine esnasında yüksek sıcaklığa, çözücülere ve basınca maruz kalırlar. Evet buna “preslenmiş yağ” denen bitkisel yağlar da dahildir.<br />
<br />
Heksan çözücülerin yanı sıra tüm bu yüksek sıcak ve yüksek pres süreçleri, bitkisel yağlardaki (hatta sözde sağlıklı denilen kanola yağda bile) doymamış içeriğe baskı yapar ve trans yağlara ve hatta “Mega translar” dediğimiz çok daha korkunç bir şeye dönüştürür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.Sebep: </span>Bitkisel yağlar oksitlenmiş “mutasyona uğramış yağlar” içerir. Bunlar trans yağlardan çok daha kötüdür çünkü kalp krizlerine yol açarlar. Rafine süreci ve bitkisel yağların içeriğindeki çoklu doymamış yağın kimyasal tepkileri sonucu, tüm bitkisel yağlar oksitlenmiş yağlar içerirler. Beslenme uzmanları bitkisel yağlardaki yağlara “Mega Translar” diyor çünkü kimyadaki trans yağlara benziyorlar hatta daha bile kötüler.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/UOr2nBH.jpg" alt="[Resim: UOr2nBH.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bitkisel yağlardaki mega translar neredeyse tüm işlenmiş paketlenmiş besinlerde mevcuttur. Tüm restoranlarda da kullanılır. Patates kızartmasının yer yemez kalp damarlarınıza zarar verdiği ispatlandı.<br />
Bitkisel yağların rafinasyonu esnasında oluşan serbest radikaller, hücre membranlarınıza ve kromozomlarınıza zarar vererek vücudunuzda aşırı iltihaplanmaya yol açanbu mutant yağları oluşturur.<br />
Bitkisel yağlardaki serbest radikaller ayrıca kalp damarlarınıza da zarar verirler ve bu da direk olarak kalp krizine yol açabilir. Bunun sadece uzun vadede risk taşıdığını düşünmeyin lütfen. Bunun anlık olarak kalp damarlarınızda işlev bozukluğuna-endotel fonksiyon- yol açtığını gösteren çalışmalar da mevcuttur.<br />
<br />
Yeni Zellanda yapılan bir araştırmada: Restoranlarda kızarmış patates yiyenler kalp damarlarının endotel fonksiyonlarına derhal zarar veriyorlar. Patates yemeden önce genişleme % 7 iken, yedikten sonra ise % 1’e düştüğü görüldü. İşte bu kalp krizine yol açabilecek nedenlerden bir tanesi.<br />
<br />
Eğer abarttığımı düşünüyorsanız bir kez daha düşünün. Uzmanlar ayrıca kalp krizi nedeniyle hastaneye gelen yüzlerce hastasında incelemelerde bulundu ve kalp krizi geçiren her bir hastanın krizden hemen önce bitkisel yağlar ile yapılan gıdalar tükettiğini fark etti. Korkunç değil mi?<br />
Bir daha kızarmış patates sipariş ettiğinizde iyi düşünün. Durum bu kadar ciddi. Kızarmış patates yerine sebze, meyve ve salata tercih edin. Bu yarın ölmek ile uzun yıllar keyifle yaşamak arasındaki fark kadar bir fark yaratacaktır sizin için.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.Sebep:</span> Bitkisel yağlar Omega 6 ve Omega 3 yağ oranlarınız arasında aşırı bir dengesizlik yaratır.<br />
Bitkisel yağların sizi öldürüyor olmasının ana nedenlerinden bir diğeri de, çoğunlukla inflamatuvar Omega 6 yağlarından oluşmasındandır. Anti inflamatuvar (iltihap önleyici) omega3 çok az bulunur. omega<br />
Bilimsel literatürde omega 6 ve omega 3 en sağlıklı oranı 2:1 ve hatta 1:1 olarak gösterilmektedir. Ama bitkisel yağların çoğu 20:1 ve hatta 30:1 oranında bu dengeyi çarpıtarak zararlı imflamatuvar omega 6 yağlarını artırır. Daha da kötüsü bu omega 6 yağları fındıkta bulunan masum tipte değildirler. Vücudunuzdaki dokuları mahveden mutant trans tipi yağlardır.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/URKuaXh.jpg" alt="[Resim: URKuaXh.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bu omega yağ dengesizliği, bitkisel yağların kanser, obezite ve hayatınızı önemli derecede kısaltabilecek diğer dejeneratif hastalıklara sebep olmasının bir diğer nedenidir. Tüm bunlara çözüm olarak Hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, macadamia yağı, avokado yağı, çayırlarda beslenmiş hayvanlardan elde edilen tereyağ kullanın. Bunlar bitkisel yağlardan çok çok daha sağlıklıdır ve yukarda bahsettiğimiz hastalıklara yol açmazlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bunları biliyor muydunuz?</span><br />
Kalp hastalıkları, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, kireçlenme, depresyon, diyabet ve obeziteyi yenmek için Omega 6 yağ asitleri seviyesini azaltmalı ve omega 3 yağ asitleri seviyesini artırmalısınız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeker sizi neden öldürüyor. Şekeri “yakamazsınız”</span><br />
Sağlık uzmanlarından, blog yazarlarından ve haberlerde milyonlarca defa şekerin zararlı olduğunu duymuşsunuzdur. Ama çoğu insan neden bu kadar kötü olduğunu gerçekten anlayamaz.<br />
<br />
Aslında pek çok insan, şeker yerse biraz daha fazla hareket edip bunu yakabilecekleri yanılgısına düşerler. Ama maalesef bu düşünce sizi daha erkenden mezara götürür. Durum “şekeri yakmak” kadar basit değildir. Mesele şekerin hücrelerinize ne yaptığıdır ve iç organların çalışmasını bozarak hastalıklara sebep olmasıdır.<br />
Şekerin neden bu kadar zararlı olduğunu ve hücrelerinize neler yaptığını gerçekten bilseniz, kesinlikle eminim ki o pastayı, şekeri, şekerli meyve sularını ve dondurmayı yemeden ya da çocuğunuza yedirmeden önce bir kez daha düşünürdünüz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte şekerin sizi öldürüyor olmasının nedenlerinden bir kaçı</span><br />
Buğday konusunda bahsettiğimiz gibi, şeker de kan şekeriniz de dalgalanmalara sebep olur. Aşırı kan şekeri vücudunuzda glikasyona sebep olur ve bu da organlarınızın, cildinizin, kalp damarlarınızın ve eklemlerinizin hızlı yaşlanmasına yol açar.<br />
<br />
Şeker ayrıca trigliseridinizi tehlikeli seviyelere çıkarır; bu da kalp hastalıklarına yol açabilir. Çok sık şeker tüketmek uzun vade de tip 2 diyabete yol açar çünkü pankreas ve insülün hassasiyetinizi mahvetmiş olursunuz.<br />
<br />
Şeker ayrıca beyaz kan hücrelerinizi yavaşlatarak, hastalıkları daha olası kılar ve hatta kanser hücrelerinin bile vücudunuzda daha kolay şekil almasına yol açabilir. Tabi ki şekerin sizi şişmanlattığını ve içinde hiçbir faydalı besin olmaksızın fazladan kalori kattığını biliyorsunuz.<br />
<br />
Şekerin vücudunuza ne kadar zarar verdiğinden bahsettiğimizde, çayınıza koyduğunuz 5grlık bir baldaki şekerden bahsetmiyoruz. Az miktarlardaki doğal şeker bir sorun değil.<br />
<br />
Esas zarar, bir defada oturup bir dilim keki yiyerek aldığınız 40-50gr'lık şekerde vardır. Ya da 35 gr'lık o şeker paketlerinde, ya da 45 gr belki fazlası şeker içeren o gazozlarda. Hatta sözde sağlıklı kabul edilen, ama aslında kullandıkları meyve şuruplarındaki  80 gr ve fazlası şeker içeriği nedeniyle meyveli buzlu içeceklerde.<br />
<br />
Artık neden şeker, buğday ve bitkisel yağların zararlı olduğunu biliyorsunuz. Mısır gevreği, ekmek, simit, çörek, şeker, işlenmiş gıdalar ya da restoranlarda bitkisel yağ kullanılarak kızarmış patates yemeden önce bir kez daha düşünürsünüz.<br />
<br />
Aşağıda örneklerini verdiğimiz bazı besinlerin belki de sizi şişmanlattığını, diyabete, kalp hastalıklarına, kansere yol açtığını fark etmemiştiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Daha fazla vücut yağı almanıza sebep olan “sözde sağlıklı” besinler.</span><br />
Tam buğday ekmekler<br />
Tam buğday mısır gevrekleri<br />
Tam buğday krakerler-gevrekler<br />
Soya fasulyesi<br />
tofu ya da sebze burgerler (fermente edilmemiş soya hormonlarınıza zararlı olabilir)<br />
meyve suları<br />
az yağlı süt ya da homojenize edilmiş süt<br />
margarin(ölümcül trans yağlar ve hatta mega translar<br />
önceden paketlenmiş diyet yemekler<br />
sporcu içecekleri<br />
protein barları (çoğu içinde aslında şeker çubukları gizlidir)<br />
aşırı işlem görmüş yenilenmiş yemekler (içeriğinde sağlıklı değil abur cubur içerik daha fazladır)<br />
pirinç gevrekleri (aşırı kan şekeri artışı)<br />
makarna ( daha fazla buğday daha hızlı yaşlandırır)<br />
diyet dondurma ya da diyet tatlılar<br />
sözde “enerji” içecekleri<br />
az yağlı gıdalar (genellikle yağın yerini şeker almıştır)<br />
daha az karbonhidrat içeren işlenmiş gıdalar<br />
soya fasulyesi yağı, mısır yağı ve kanola yağı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[D Vitamininin önemi]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/d-vitamininin-onemi</link>
			<pubDate>Sat, 27 Dec 2014 17:28:37 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/d-vitamininin-onemi</guid>
			<description><![CDATA[D Vitamini veya hormonu, cilt tarafından Güneş'in UVB ışınları vücutta sentezlenerek üretilir. D vitamini, insanoğlu için hayati öneme haiz stratejik bir vitamindir. %90'ı Güneş'ten, %10'u yiyeceklerden alınmaktadır. Sonsuz Yüce Allah, üzerinde yaşadığımız, her türlü nimetlerinden ve güzelliklerinden yararlandığımız Dünya'yı; dünyadaki canlı yaşamı, Güneş'e bağlı kılmıştır. Allah'ın Rahmeti olarak Güneş, insanoğlu ve canlı yaşam için vazgeçilmez bir enerjidir. Herkesin istediği kadar faydalanabileceği bedava sağlık enerjisidir<a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/V3gjlEj.jpg?1" alt="[Resim: V3gjlEj.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MODERN YAŞAM: D VİTAMİNİNE KAPALI</span><br />
<br />
Modern yaşamın getirdiği sağlıksız yaşam sonucu insanlar, kendilerini evlere, arabalara ve işyerlerine hapsederek bu rahmetten yoksun kalmaktadırlar. Köylerde-kırsalda yaşayanlar bir nebze daha Güneş'ten faydalansalar da modern yaşam oralara da uzanmış ve onları da etkilemiştir<a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D VİTAMİNİNİN ÖNEMİ</span><br />
<br />
Son araştırmalar, D vitamininin insanlık için öneminin, bugüne kadar bilinenden çok daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta yapılacak yeni araştırmalarla D vitaminin bugün bilinenden daha da hayati öneme haiz olacağını tahmin etmekteyiz. Bu vitaminin, insandaki 200'den fazla geni etkilediği, bu genler arasında kanser ve bağışıklıkla ilgili hastalıklarla bağlantılı olanların da bulunduğu anlaşılmıştır. Uzmanlar, D vitaminini, bugün hormon olarak da görmektedirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D VİTAMİNİNİN KAYNAĞI: GÜNEŞ</span><br />
<br />
D vitamini terimi aslında iki bileşeni içerir: D2 vitamini ve ondan kimyasal yapı bakımından biraz farklı olan D3 vitamini. Ergokalsiferol olarak da adlandırılan D2 vitamini, mayalar tarafından üretilir ve çoğunlukla besinlere katılır. Öte yandan D3 vitamini(kolekalsiferol) ise güneşe maruz kalma ile deride üretilir. Ancak D3 vitamininin D2 vitamininden daha kararlı yapıya sahip ve daha güçlü olabileceği; dolayısıyla da tercih edilen güçlendirici olması gerektiğine dair kanıtlar vardır.<br />
<br />
D vitamini, Güneş ışığı deriye nüfuz ettiğinde kolesteroller ile üretilir. Daha ayrıntılı şekilde bakılacak olursa D vitamini oluşmasına neden olan şey; öncüsü 7-dehidrokolesteroldan Güneş ışığının kırılmasıyla oluşan ultraviole B (UV-B, 280-315 nm) ışınlarıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yeterli D vitamini üretimini sağlamak için Güneş yanıklarının oluşmamasına dikkat edecek şekilde; her gün yüz ve kolları yaklaşık 30 dakika Güneş ışığına maruz bırakmayı önermektedir.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/U03Xf2I.gif" alt="[Resim: U03Xf2I.gif]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK D VİTAMİNİ İHTİYACI</span><br />
<br />
D vitamini Seviyesi<br />
ng/ml Yeterlilik Durumu<br />
0-10	Ağır Eksiklik<br />
10-30 Eksiklik<br />
30-150 Yeterlilik<br />
›150	Toksik Etki<br />
<br />
İhtiyaç duyulan günlük D vitamini; bebek, çocuk ve 50 yaşın altındaki erişkinler için 200, 50-70 yaş arasındakiler için 400, 70 yaş üzerindekiler için 600 ünitedir. Yazın öğle vakti gölgenin en kısa olduğu zaman, güneşin en faydalı zamanıdır. Koruyucu sürmeden 20 dakika kalırsanız vücudunuzda 25.000 ünite D vitamini yapılır. Eğer eliniz, yüzünüz dışında vücudunuzun daha fazla bölgesini, bacaklarınızı ve sırtınızı korumasız olarak güneşlenirseniz, vücudunuz 50.000 ünite üretir. D vitaminine en çok ihtiyaç duyan yaşlılarda dahi, sadece el, yüz ve ön kolların, haftada 2-3 defa pembeleşmeyecek kadar Güneş ışığı alması yeterlidir<a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Ayrıca D vitamini yıkıma uğrayan bir moleküldür ve 21 günlük yarı ömre sahiptir. Yani, yazın güneşlenerek vücutta D vitamini depolayarak, kışın kullanmak mümkün değildir. Çünkü D vitamini kısa ömürlü bir vitamindir. Yıkımı ve yapımı dinamik olması sebebiyle sürekli alınması gerekir. D vitamini eksikliği ve yetersizliği tanısı, kandaki D vitamini (25OHD) düzeyleri ile konabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYA'DA D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ</span><br />
<br />
Uzmanlar, son derece yaygın biçimde ortaya çıkan D vitamini eksikliğinin giderek arttığına dikkat çekiyor. Öyle ki hastalık Dünya'da 1 milyardan fazla kişide bulunuyor. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, D vitamini eksikliğinde ilk sırada %90 gibi büyük bir rakamla, yaz güneşi görmeyen ülkelerin başında gelen Kanada var. Kanada'yı %60 ile Amerika ve %55 ile Avrupa ortalaması takip ediyor. Türkiye nüfusunun ise %70'inin D vitamini eksikliği yaşadığı belirtiliyor. Yani her üç erişkinden ikisinin D vitamini eksik. Eksiklik genelde gençlik ve orta yaş döneminde çok fazla fark edilemiyor. Ancak kanda ölçümle saptanabiliyor. Rahatsızlık, yaş ilerledikçe ve D vitamini eksikliği derinleştikçe, kaslarda güçsüzlük, sık düşme ve geceleri özellikle kramplar ve yaygın vücut ağrıları gibi şikâyetlerle kendisini gösteriyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">UZMAN İTİRAFI: "D VİTAMİNİNİ TANIYAMADIK"</span><br />
<br />
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selçuk Dağdelen, D vitamini eksikliği için "Modern çağ hastalığı" ifadesini kullanıyor. Sebebi ise D vitamini eksikliğinin bağırsak hastalıkları, romatoid artrit, MS, diyabet, birçok kanser çeşidi ve kalp hastalıklarının oluşmasındaki rolü. Dağdelen, D vitamininin ilk tanımlandığı günden beri kendilerini şaşırttığına dikkat çekiyor: <br />
<br />
"İlk tanımlandığından beri bizi üçüncü kez yanıltıyor. İlk yanlışı, 'vitamin' dediğimiz zaman yapmışız. İkinci yanlış, sadece kemik sağlığı için gerekli olduğunu sanmamız. Üçüncüsü de modern yaşam tarzından en çok etkilenen vücut bileşeni, bunu da pas geçmişiz. O yüzden şunu söylemek yanlış olmaz. D vitamininin insan sağlığı üzerindeki önemini yeni fark ediyoruz."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D VİTAMİNİ KONUSUNDA YAPILAN YENİ ARAŞTIRMALAR</span><br />
<br />
Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism Dergisi'nde yeni yayımlanan bir araştırmaya göre, D vitamini eksikliği olan yaşlı bireylerde immün fonksiyon ciddi bir risk altına giriyor ve ölüm oranları artıyor. Prof. Dr. Mary Ward:<br />
<br />
"Verilerimiz <a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">D vitamininin</a> iskelet sisteminin yanı sıra bağışıklık sisteminin sağlığını sürdürmeye de katkı sağladığını gösterdi. Bu çalışma, geniş bir yaşlı birey örneğinde, D vitamini düzeyleri ile inflamasyon arasında bağlantı kuran ilk çalışmadır. Sonuçlar, D vitamini eksikliği olan özellikle yaşlı bireylerde, immün fonksiyonlarının risk altında olduğunu gösteriyor."<br />
<br />
Oxford Üniversitesi Fonksiyonel Genomik Biriminden Andreas Heger'in başında bulunduğu araştırma, tıp dergisi Genome Research'de yayımlandı. Heger: "Çalışmamız, D vitamininin sağlığımız üzerinde, geniş bir yelpazeyi kapsayan alanlarda, çarpıcı etkilerinin bulunduğunu ortaya koyuyor" dedi. Bu vitamin, insan genomunun belirli noktalarında yer alan "D vitamini alıcıları (VDR)" üzerinden, DNA'ları etkiliyor. Heger'in ekibi, bu noktaların haritasını çıkardı ve bunların doğrudan etkilediği 200'den fazla geni belirledi. Heger şunları söylüyor:<br />
<br />
"D vitamini eksikliğinin raşitizm hastalığıyla bağlantısı biliniyordu. Yeni çalışmayla, bu vitaminin eksikliğinin ayrıca, MS (multipl skleroz), romatizmal eklem iltihabı, tip 1 diyabet, bunama, kan kanseri ve kolorektal kanser dahil belirli kanser türleri ve bağışıklık sistemiyle bağlantılı hastalıklara yol açtığına dair bazı bulgular elde edildi."<br />
<br />
Oxford Üniversitesi "Wellcome Trust Centre for Human Genetics"den Sreeram Ramagopalan şunları söylüyor:<br />
<br />
"D vitamininin insanlar için ne kadar önemli olduğunu, bu vitaminin, bünyede bulunan biyolojik işleyişlerin çok geniş bir kesimi üzerinde rol oynadığını göstermektedir. Yapılan bir araştırma da, insan bağışıklık sisteminin, T hücreleri denen öldürücü hücreleri harekete geçirmesinde D vitamininin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkmıştır. Kanda D vitamini eksikliğinin bulunması halinde, T hücrelerinin vücuttaki enfeksiyonlardan haberinin olmadığı ve bu nedenle harekete geçmediği anlaşılmıştır. Hamilelik sırasında veya erken yaşlardaki D vitamini alımı, çocuğun ileri yaşlarındaki sağlığı üzerinde olumlu etki yaratacaktır." <br />
Ramagopalan, Fransa gibi bazı ülkelerin D vitamini takviyesini, rutin halk sağlığı önlemi olarak uygulamakta olduğuna da dikkati çekiyor.<br />
<br />
Çocuk Sağlığı ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony'nin açıklamaları:<br />
<br />
"'Bilimsel çalışmalar, D vitamini eksikliğinin kanser riskini artırdığını ortaya koyuyor. Hatta D vitamini eksikliği, kanser gelişmiş insanlarda uygulanan tedaviyi de kötü etkileyebiliyor. Yaz aylarında D vitamini ihtiyacımızın %95'ini Güneş'ten karşılayabiliyoruz. Sonbahar ve kış aylarında evden çıkma sıklığı azaldıkça D vitamini eksikliği baş gösteriyor. Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, D vitamini eksikliği sadece kemikleri etkilemiyor, Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda kalmasını sağlayarak kemik erimesini önleyen D vitamini eksikliğinde Alerjik rinit, alerjik astım, atopik dermatit, sedef hastalığı gibi alerjik hastalıklar, kolon, bağırsak, pankreas, kadın üreme organları ile ilgili kanserler, metabolik sendrom, şişmanlık, tip II diyabet gibi metabolizmayla ilgili rahatsızlıklar ve hipertansiyon gibi kalp hastalıklarının, D vitamini eksikliğiyle olan ilişkisi de yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PROF. DR. KARATAY'IN "D VİTAMİNİ" UYARILARI!</span><br />
<br />
"D vitamini vitamin değildir, D vitamini hormondur, çünkü vücudumuz onu üretiyor ancak vücudun onu üretmesi için ultraviyole ışığına ihtiyacı vardır. Ultraviyole ışığı da Güneş'ten gelir. Yağda eriyen vitamindir D vitamini. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda bütün vücudumuzun hücrelerinde D vitamini kapıları var olduğu ortaya çıktı. Bu yüz yıl, D vitamini yılı olacak. D vitamini düşük olduğunda pankreastan insülin üretilmediği gösterildi. D vitamini bütün hücrelerimizin güçlenmesi için, hastalıklarımızla savaşabilmemiz için, vücudumuzun direncini artırması için önemlidir. Kanında D vitamini yüksek olanlar kışın hastalanmıyorlar. Bağışıklık sistemini güçlendirir, ADL ve kas sistemini güçlendirir, seks hormonlarını güçlendirir. Çok çok önemli bir hormondur. Tiroid hastalıklarını geçirir.<br />
<br />
"D vitamini özellikle hamileler için ve yeni doğan çocuk için çok çok önemlidir. Yeni yapılan bir araştırmada yeni doğan bebeklerde göbek(kordon) kanında ölçüm yapıyorlar ve D vitamininin çok düşük olduğu görülüyor. Anne güneş almamış. O çocuklar doğdukları zaman çok sık hasta oluyorlar. Bazı bebekler doğduğunda sarılık oluyor onları ultraviyole ışınlarıyla yani D vitamini ile tedavi ediyorlar. Ben bunu Uluslararası D vitamini komitesi üyesi olarak söylüyorum. D vitamini herkeste 100'ün üstünde olacak.<br />
<br />
D vitamini eksikliğinin tüberküloz nedeni olduğu ortaya çıktı. 50 yıl önce tüberküloz hastaları sanatoryumda tedavi edilirdi, Güneş'te tutmak için. Bugün İsviçre'de, Macaristan'da, Avusturya'da güneş ışığı için hala sanatoryumlar var. Şimdi tüberküloz salgınları var, viral salgınlar var. Bütün bunlar bağışıklık sisteminin çökmesinden yaygınlaştı. Domuz gribi zamanında, Kanada hükümeti aşı yaptırmadı. Ben halkımın D vitaminini yükselteceğim dedi."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[D Vitamini veya hormonu, cilt tarafından Güneş'in UVB ışınları vücutta sentezlenerek üretilir. D vitamini, insanoğlu için hayati öneme haiz stratejik bir vitamindir. %90'ı Güneş'ten, %10'u yiyeceklerden alınmaktadır. Sonsuz Yüce Allah, üzerinde yaşadığımız, her türlü nimetlerinden ve güzelliklerinden yararlandığımız Dünya'yı; dünyadaki canlı yaşamı, Güneş'e bağlı kılmıştır. Allah'ın Rahmeti olarak Güneş, insanoğlu ve canlı yaşam için vazgeçilmez bir enerjidir. Herkesin istediği kadar faydalanabileceği bedava sağlık enerjisidir<a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/V3gjlEj.jpg?1" alt="[Resim: V3gjlEj.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MODERN YAŞAM: D VİTAMİNİNE KAPALI</span><br />
<br />
Modern yaşamın getirdiği sağlıksız yaşam sonucu insanlar, kendilerini evlere, arabalara ve işyerlerine hapsederek bu rahmetten yoksun kalmaktadırlar. Köylerde-kırsalda yaşayanlar bir nebze daha Güneş'ten faydalansalar da modern yaşam oralara da uzanmış ve onları da etkilemiştir<a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D VİTAMİNİNİN ÖNEMİ</span><br />
<br />
Son araştırmalar, D vitamininin insanlık için öneminin, bugüne kadar bilinenden çok daha fazla olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta yapılacak yeni araştırmalarla D vitaminin bugün bilinenden daha da hayati öneme haiz olacağını tahmin etmekteyiz. Bu vitaminin, insandaki 200'den fazla geni etkilediği, bu genler arasında kanser ve bağışıklıkla ilgili hastalıklarla bağlantılı olanların da bulunduğu anlaşılmıştır. Uzmanlar, D vitaminini, bugün hormon olarak da görmektedirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D VİTAMİNİNİN KAYNAĞI: GÜNEŞ</span><br />
<br />
D vitamini terimi aslında iki bileşeni içerir: D2 vitamini ve ondan kimyasal yapı bakımından biraz farklı olan D3 vitamini. Ergokalsiferol olarak da adlandırılan D2 vitamini, mayalar tarafından üretilir ve çoğunlukla besinlere katılır. Öte yandan D3 vitamini(kolekalsiferol) ise güneşe maruz kalma ile deride üretilir. Ancak D3 vitamininin D2 vitamininden daha kararlı yapıya sahip ve daha güçlü olabileceği; dolayısıyla da tercih edilen güçlendirici olması gerektiğine dair kanıtlar vardır.<br />
<br />
D vitamini, Güneş ışığı deriye nüfuz ettiğinde kolesteroller ile üretilir. Daha ayrıntılı şekilde bakılacak olursa D vitamini oluşmasına neden olan şey; öncüsü 7-dehidrokolesteroldan Güneş ışığının kırılmasıyla oluşan ultraviole B (UV-B, 280-315 nm) ışınlarıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yeterli D vitamini üretimini sağlamak için Güneş yanıklarının oluşmamasına dikkat edecek şekilde; her gün yüz ve kolları yaklaşık 30 dakika Güneş ışığına maruz bırakmayı önermektedir.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/U03Xf2I.gif" alt="[Resim: U03Xf2I.gif]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GÜNLÜK D VİTAMİNİ İHTİYACI</span><br />
<br />
D vitamini Seviyesi<br />
ng/ml Yeterlilik Durumu<br />
0-10	Ağır Eksiklik<br />
10-30 Eksiklik<br />
30-150 Yeterlilik<br />
›150	Toksik Etki<br />
<br />
İhtiyaç duyulan günlük D vitamini; bebek, çocuk ve 50 yaşın altındaki erişkinler için 200, 50-70 yaş arasındakiler için 400, 70 yaş üzerindekiler için 600 ünitedir. Yazın öğle vakti gölgenin en kısa olduğu zaman, güneşin en faydalı zamanıdır. Koruyucu sürmeden 20 dakika kalırsanız vücudunuzda 25.000 ünite D vitamini yapılır. Eğer eliniz, yüzünüz dışında vücudunuzun daha fazla bölgesini, bacaklarınızı ve sırtınızı korumasız olarak güneşlenirseniz, vücudunuz 50.000 ünite üretir. D vitaminine en çok ihtiyaç duyan yaşlılarda dahi, sadece el, yüz ve ön kolların, haftada 2-3 defa pembeleşmeyecek kadar Güneş ışığı alması yeterlidir<a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Ayrıca D vitamini yıkıma uğrayan bir moleküldür ve 21 günlük yarı ömre sahiptir. Yani, yazın güneşlenerek vücutta D vitamini depolayarak, kışın kullanmak mümkün değildir. Çünkü D vitamini kısa ömürlü bir vitamindir. Yıkımı ve yapımı dinamik olması sebebiyle sürekli alınması gerekir. D vitamini eksikliği ve yetersizliği tanısı, kandaki D vitamini (25OHD) düzeyleri ile konabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÜNYA'DA D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ</span><br />
<br />
Uzmanlar, son derece yaygın biçimde ortaya çıkan D vitamini eksikliğinin giderek arttığına dikkat çekiyor. Öyle ki hastalık Dünya'da 1 milyardan fazla kişide bulunuyor. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre, D vitamini eksikliğinde ilk sırada %90 gibi büyük bir rakamla, yaz güneşi görmeyen ülkelerin başında gelen Kanada var. Kanada'yı %60 ile Amerika ve %55 ile Avrupa ortalaması takip ediyor. Türkiye nüfusunun ise %70'inin D vitamini eksikliği yaşadığı belirtiliyor. Yani her üç erişkinden ikisinin D vitamini eksik. Eksiklik genelde gençlik ve orta yaş döneminde çok fazla fark edilemiyor. Ancak kanda ölçümle saptanabiliyor. Rahatsızlık, yaş ilerledikçe ve D vitamini eksikliği derinleştikçe, kaslarda güçsüzlük, sık düşme ve geceleri özellikle kramplar ve yaygın vücut ağrıları gibi şikâyetlerle kendisini gösteriyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">UZMAN İTİRAFI: "D VİTAMİNİNİ TANIYAMADIK"</span><br />
<br />
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Selçuk Dağdelen, D vitamini eksikliği için "Modern çağ hastalığı" ifadesini kullanıyor. Sebebi ise D vitamini eksikliğinin bağırsak hastalıkları, romatoid artrit, MS, diyabet, birçok kanser çeşidi ve kalp hastalıklarının oluşmasındaki rolü. Dağdelen, D vitamininin ilk tanımlandığı günden beri kendilerini şaşırttığına dikkat çekiyor: <br />
<br />
"İlk tanımlandığından beri bizi üçüncü kez yanıltıyor. İlk yanlışı, 'vitamin' dediğimiz zaman yapmışız. İkinci yanlış, sadece kemik sağlığı için gerekli olduğunu sanmamız. Üçüncüsü de modern yaşam tarzından en çok etkilenen vücut bileşeni, bunu da pas geçmişiz. O yüzden şunu söylemek yanlış olmaz. D vitamininin insan sağlığı üzerindeki önemini yeni fark ediyoruz."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D VİTAMİNİ KONUSUNDA YAPILAN YENİ ARAŞTIRMALAR</span><br />
<br />
Journal of Clinical Endocrinology &amp; Metabolism Dergisi'nde yeni yayımlanan bir araştırmaya göre, D vitamini eksikliği olan yaşlı bireylerde immün fonksiyon ciddi bir risk altına giriyor ve ölüm oranları artıyor. Prof. Dr. Mary Ward:<br />
<br />
"Verilerimiz <a href="http://forum.skystar-2.com/d-vitaminin-onemi-t-7490.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">D vitamininin</a> iskelet sisteminin yanı sıra bağışıklık sisteminin sağlığını sürdürmeye de katkı sağladığını gösterdi. Bu çalışma, geniş bir yaşlı birey örneğinde, D vitamini düzeyleri ile inflamasyon arasında bağlantı kuran ilk çalışmadır. Sonuçlar, D vitamini eksikliği olan özellikle yaşlı bireylerde, immün fonksiyonlarının risk altında olduğunu gösteriyor."<br />
<br />
Oxford Üniversitesi Fonksiyonel Genomik Biriminden Andreas Heger'in başında bulunduğu araştırma, tıp dergisi Genome Research'de yayımlandı. Heger: "Çalışmamız, D vitamininin sağlığımız üzerinde, geniş bir yelpazeyi kapsayan alanlarda, çarpıcı etkilerinin bulunduğunu ortaya koyuyor" dedi. Bu vitamin, insan genomunun belirli noktalarında yer alan "D vitamini alıcıları (VDR)" üzerinden, DNA'ları etkiliyor. Heger'in ekibi, bu noktaların haritasını çıkardı ve bunların doğrudan etkilediği 200'den fazla geni belirledi. Heger şunları söylüyor:<br />
<br />
"D vitamini eksikliğinin raşitizm hastalığıyla bağlantısı biliniyordu. Yeni çalışmayla, bu vitaminin eksikliğinin ayrıca, MS (multipl skleroz), romatizmal eklem iltihabı, tip 1 diyabet, bunama, kan kanseri ve kolorektal kanser dahil belirli kanser türleri ve bağışıklık sistemiyle bağlantılı hastalıklara yol açtığına dair bazı bulgular elde edildi."<br />
<br />
Oxford Üniversitesi "Wellcome Trust Centre for Human Genetics"den Sreeram Ramagopalan şunları söylüyor:<br />
<br />
"D vitamininin insanlar için ne kadar önemli olduğunu, bu vitaminin, bünyede bulunan biyolojik işleyişlerin çok geniş bir kesimi üzerinde rol oynadığını göstermektedir. Yapılan bir araştırma da, insan bağışıklık sisteminin, T hücreleri denen öldürücü hücreleri harekete geçirmesinde D vitamininin ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkmıştır. Kanda D vitamini eksikliğinin bulunması halinde, T hücrelerinin vücuttaki enfeksiyonlardan haberinin olmadığı ve bu nedenle harekete geçmediği anlaşılmıştır. Hamilelik sırasında veya erken yaşlardaki D vitamini alımı, çocuğun ileri yaşlarındaki sağlığı üzerinde olumlu etki yaratacaktır." <br />
Ramagopalan, Fransa gibi bazı ülkelerin D vitamini takviyesini, rutin halk sağlığı önlemi olarak uygulamakta olduğuna da dikkati çekiyor.<br />
<br />
Çocuk Sağlığı ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Akgül Akpınarlı Antony'nin açıklamaları:<br />
<br />
"'Bilimsel çalışmalar, D vitamini eksikliğinin kanser riskini artırdığını ortaya koyuyor. Hatta D vitamini eksikliği, kanser gelişmiş insanlarda uygulanan tedaviyi de kötü etkileyebiliyor. Yaz aylarında D vitamini ihtiyacımızın %95'ini Güneş'ten karşılayabiliyoruz. Sonbahar ve kış aylarında evden çıkma sıklığı azaldıkça D vitamini eksikliği baş gösteriyor. Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki, D vitamini eksikliği sadece kemikleri etkilemiyor, Kandaki kalsiyum ve fosforun normal sınırlarda kalmasını sağlayarak kemik erimesini önleyen D vitamini eksikliğinde Alerjik rinit, alerjik astım, atopik dermatit, sedef hastalığı gibi alerjik hastalıklar, kolon, bağırsak, pankreas, kadın üreme organları ile ilgili kanserler, metabolik sendrom, şişmanlık, tip II diyabet gibi metabolizmayla ilgili rahatsızlıklar ve hipertansiyon gibi kalp hastalıklarının, D vitamini eksikliğiyle olan ilişkisi de yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PROF. DR. KARATAY'IN "D VİTAMİNİ" UYARILARI!</span><br />
<br />
"D vitamini vitamin değildir, D vitamini hormondur, çünkü vücudumuz onu üretiyor ancak vücudun onu üretmesi için ultraviyole ışığına ihtiyacı vardır. Ultraviyole ışığı da Güneş'ten gelir. Yağda eriyen vitamindir D vitamini. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda bütün vücudumuzun hücrelerinde D vitamini kapıları var olduğu ortaya çıktı. Bu yüz yıl, D vitamini yılı olacak. D vitamini düşük olduğunda pankreastan insülin üretilmediği gösterildi. D vitamini bütün hücrelerimizin güçlenmesi için, hastalıklarımızla savaşabilmemiz için, vücudumuzun direncini artırması için önemlidir. Kanında D vitamini yüksek olanlar kışın hastalanmıyorlar. Bağışıklık sistemini güçlendirir, ADL ve kas sistemini güçlendirir, seks hormonlarını güçlendirir. Çok çok önemli bir hormondur. Tiroid hastalıklarını geçirir.<br />
<br />
"D vitamini özellikle hamileler için ve yeni doğan çocuk için çok çok önemlidir. Yeni yapılan bir araştırmada yeni doğan bebeklerde göbek(kordon) kanında ölçüm yapıyorlar ve D vitamininin çok düşük olduğu görülüyor. Anne güneş almamış. O çocuklar doğdukları zaman çok sık hasta oluyorlar. Bazı bebekler doğduğunda sarılık oluyor onları ultraviyole ışınlarıyla yani D vitamini ile tedavi ediyorlar. Ben bunu Uluslararası D vitamini komitesi üyesi olarak söylüyorum. D vitamini herkeste 100'ün üstünde olacak.<br />
<br />
D vitamini eksikliğinin tüberküloz nedeni olduğu ortaya çıktı. 50 yıl önce tüberküloz hastaları sanatoryumda tedavi edilirdi, Güneş'te tutmak için. Bugün İsviçre'de, Macaristan'da, Avusturya'da güneş ışığı için hala sanatoryumlar var. Şimdi tüberküloz salgınları var, viral salgınlar var. Bütün bunlar bağışıklık sisteminin çökmesinden yaygınlaştı. Domuz gribi zamanında, Kanada hükümeti aşı yaptırmadı. Ben halkımın D vitaminini yükselteceğim dedi."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mısır Şurubu Tehlikesi]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/misir-surubu-tehlikesi-7060</link>
			<pubDate>Mon, 03 Feb 2014 15:32:50 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/misir-surubu-tehlikesi-7060</guid>
			<description><![CDATA[Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu en fazla şeker ihtiva eden ve gıda sanayinde tatlandırıcı olarak tonlarca kullanılan bir madde.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/28wmT6i.jpg?1" alt="[Resim: 28wmT6i.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Çoğu şeker glikoz ve fruktozdur ve birarada bulunurlar ve Mısır Şurubu kimyasal olarak değişikliğe uğramış ve ayrışmıştır ve bu fruktoz direk olarak karaciğere gider, anahatlardan direk karaciğere ulaşır ve lipogenez (yağ oluşumu) diye tanımlanan karaciğerde yağlanmaya sebep olur.<br />
<br />
Sonrası diyabetiğe-şeker hastalığına yol açar. Bu da; prediyabet (şekerli diyabete yol açabilecek düşük glukoz tolerans durumu) ve tip 2 diyabettir (şeker hastalığı) ve bu da pek çok epidemik kalp hastalığına, kanserlere, demansa (bunamaya) ve tabii ki şeker hastalığına kadar uzanır.<br />
<br />
Dolayısıyla, aldığımız besin gıdalarının içinden bir tanesini çıkarıp atmak gerekirse, bu Mısır Şurubu olmalıdır ki bu bizim için fazlasıyla büyük bir fark yaratacaktır. Çünkü, bunun yiyecekler içinde çok fazla bir hacmi var. Ortalama 566.99 gram soda-gazoz-kola da 15 çay kaşığı şeker bulunmakta ve bunun tamamı Mısır Şurubu ve ortalama bir çocuk günde bunu iki doz içmekte! Ve şu da bir gerçek ki; bugün bizim tükettiklerimiz inanılmaz derecede toksik seviye içermektedir.<br />
<br />
Mısır Şurubu’nu kesmemizi gerektiren bir başka sebep de onların içinde bulunan üretimde kullanılan kimyasal kontaminantlar ki bunların bazılarını biliyor, bazılarını da bilmiyoruz!<br />
<br />
Örneğin bildiğimiz şey; Mısır Şurubu özünü çıkarmak için klor alkali kullanılmaktadır ve bu civa içermektedir ve içeceklerdeki Mısır Şurubu’nda inanılmaz miktarda civa bulunduğu tespit edilmiştir. Arar ara, nadiren içildiğinde bir problem olmayabilir ama bu ülkede ortalama bir kişi 20 ve üzeri çay kaşığı Mısır Şurubu almakta ve bu da çok fazla Mısır Şurubu demektir ve zamanla da vücudunuzda ağır metal birikimi olucaktır.<br />
<br />
Bir başka sebep; Mısır Şurubu'nu spektrografta analiz ettiğinizde, kimyasal bileşenlerine baktığınızda ne olduğunu bilmediğiniz kimyasallar tespit edilmiştir. <br />
<br />
Dolayısıyla, sağlıklı kalmak istiyorsanız, kronik hastalıklardan kurtulmak istiyorsanız, obezite salgınını azaltmak, durdurmak istiyorsanız, yapabileceğiniz en önemli şey; kendi ve çocuklarınızın beslenme düzeninizden Mısır Şurubu’nu çıkarmaktır.<br />
<br />
Şimdi mutfağınıza gidin ve dolabınızı açın ve içinde bulunan tek tek her bir gıdanın etiketine bakıp, evinizde kaç tane üründe Mısır Şurubu olduğunu belirleyin. Sonra bunları atın ve bu gıdaların yerlerine Mısır Şurubu içermeyenleri alın. Biraz şeker kullanmak istiyor musunuz? Güzel, az miktarda, biraz kullanın, yiyeceklerinize katın. Ancak eklenmiş şekerli yiyecekler kullanmayın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yüksek Fruktozlu Mısır Şurubu en fazla şeker ihtiva eden ve gıda sanayinde tatlandırıcı olarak tonlarca kullanılan bir madde.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/28wmT6i.jpg?1" alt="[Resim: 28wmT6i.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Çoğu şeker glikoz ve fruktozdur ve birarada bulunurlar ve Mısır Şurubu kimyasal olarak değişikliğe uğramış ve ayrışmıştır ve bu fruktoz direk olarak karaciğere gider, anahatlardan direk karaciğere ulaşır ve lipogenez (yağ oluşumu) diye tanımlanan karaciğerde yağlanmaya sebep olur.<br />
<br />
Sonrası diyabetiğe-şeker hastalığına yol açar. Bu da; prediyabet (şekerli diyabete yol açabilecek düşük glukoz tolerans durumu) ve tip 2 diyabettir (şeker hastalığı) ve bu da pek çok epidemik kalp hastalığına, kanserlere, demansa (bunamaya) ve tabii ki şeker hastalığına kadar uzanır.<br />
<br />
Dolayısıyla, aldığımız besin gıdalarının içinden bir tanesini çıkarıp atmak gerekirse, bu Mısır Şurubu olmalıdır ki bu bizim için fazlasıyla büyük bir fark yaratacaktır. Çünkü, bunun yiyecekler içinde çok fazla bir hacmi var. Ortalama 566.99 gram soda-gazoz-kola da 15 çay kaşığı şeker bulunmakta ve bunun tamamı Mısır Şurubu ve ortalama bir çocuk günde bunu iki doz içmekte! Ve şu da bir gerçek ki; bugün bizim tükettiklerimiz inanılmaz derecede toksik seviye içermektedir.<br />
<br />
Mısır Şurubu’nu kesmemizi gerektiren bir başka sebep de onların içinde bulunan üretimde kullanılan kimyasal kontaminantlar ki bunların bazılarını biliyor, bazılarını da bilmiyoruz!<br />
<br />
Örneğin bildiğimiz şey; Mısır Şurubu özünü çıkarmak için klor alkali kullanılmaktadır ve bu civa içermektedir ve içeceklerdeki Mısır Şurubu’nda inanılmaz miktarda civa bulunduğu tespit edilmiştir. Arar ara, nadiren içildiğinde bir problem olmayabilir ama bu ülkede ortalama bir kişi 20 ve üzeri çay kaşığı Mısır Şurubu almakta ve bu da çok fazla Mısır Şurubu demektir ve zamanla da vücudunuzda ağır metal birikimi olucaktır.<br />
<br />
Bir başka sebep; Mısır Şurubu'nu spektrografta analiz ettiğinizde, kimyasal bileşenlerine baktığınızda ne olduğunu bilmediğiniz kimyasallar tespit edilmiştir. <br />
<br />
Dolayısıyla, sağlıklı kalmak istiyorsanız, kronik hastalıklardan kurtulmak istiyorsanız, obezite salgınını azaltmak, durdurmak istiyorsanız, yapabileceğiniz en önemli şey; kendi ve çocuklarınızın beslenme düzeninizden Mısır Şurubu’nu çıkarmaktır.<br />
<br />
Şimdi mutfağınıza gidin ve dolabınızı açın ve içinde bulunan tek tek her bir gıdanın etiketine bakıp, evinizde kaç tane üründe Mısır Şurubu olduğunu belirleyin. Sonra bunları atın ve bu gıdaların yerlerine Mısır Şurubu içermeyenleri alın. Biraz şeker kullanmak istiyor musunuz? Güzel, az miktarda, biraz kullanın, yiyeceklerinize katın. Ancak eklenmiş şekerli yiyecekler kullanmayın.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Et, bal ve sütte sahtecilik yapan markalar]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/et-bal-ve-sutte-sahtecilik-yapan-markalar</link>
			<pubDate>Wed, 24 Jul 2013 17:37:37 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/et-bal-ve-sutte-sahtecilik-yapan-markalar</guid>
			<description><![CDATA[Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, taklit ve tağşiş yaptığını tespit ettiği 41 firma ile 50 parti ürünün adını açıkladı<a href="http://forum.skystar-2.com/et-bal-ve-sutte-sahtecilik-yapan-markalar-t-6785.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Bakanlığın internet sitesindeki duyuruya göre, taklit ve tağşiş yaptığı belirlenen firmaların 15'i süt ürünleri, 16'sı gıda takviyesi, 6'sı bal ve 4'ü et üretimi yapan işletmelerden oluştu<a href="http://forum.skystar-2.com/et-bal-ve-sutte-sahtecilik-yapan-markalar-t-6785.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/g2n6PVF.jpg" alt="[Resim: g2n6PVF.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/2m3gl2a.jpg" alt="[Resim: 2m3gl2a.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/9QKDyRN.jpg" alt="[Resim: 9QKDyRN.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/DsHwKuT.jpg" alt="[Resim: DsHwKuT.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/7DrbpIX.jpg" alt="[Resim: 7DrbpIX.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/yMvkRNy.jpg" alt="[Resim: yMvkRNy.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/n8Z0Elq.jpg" alt="[Resim: n8Z0Elq.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/k89govi.jpg" alt="[Resim: k89govi.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bal dünyası bal dünyası <img src="https://forum.skystar-2.com/images/smilies/08.gif" alt="Laugh" title="Laugh" class="smilie smilie_9" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, taklit ve tağşiş yaptığını tespit ettiği 41 firma ile 50 parti ürünün adını açıkladı<a href="http://forum.skystar-2.com/et-bal-ve-sutte-sahtecilik-yapan-markalar-t-6785.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Bakanlığın internet sitesindeki duyuruya göre, taklit ve tağşiş yaptığı belirlenen firmaların 15'i süt ürünleri, 16'sı gıda takviyesi, 6'sı bal ve 4'ü et üretimi yapan işletmelerden oluştu<a href="http://forum.skystar-2.com/et-bal-ve-sutte-sahtecilik-yapan-markalar-t-6785.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/g2n6PVF.jpg" alt="[Resim: g2n6PVF.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/2m3gl2a.jpg" alt="[Resim: 2m3gl2a.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/9QKDyRN.jpg" alt="[Resim: 9QKDyRN.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/DsHwKuT.jpg" alt="[Resim: DsHwKuT.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/7DrbpIX.jpg" alt="[Resim: 7DrbpIX.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/yMvkRNy.jpg" alt="[Resim: yMvkRNy.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/n8Z0Elq.jpg" alt="[Resim: n8Z0Elq.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/k89govi.jpg" alt="[Resim: k89govi.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Bal dünyası bal dünyası <img src="https://forum.skystar-2.com/images/smilies/08.gif" alt="Laugh" title="Laugh" class="smilie smilie_9" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[14 yıldır bozulmayan hamburger]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/14-yildir-bozulmayan-hamburger</link>
			<pubDate>Wed, 24 Apr 2013 22:50:07 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/14-yildir-bozulmayan-hamburger</guid>
			<description><![CDATA[ABD'nin Utah eyaletinde yaşayan David Whipple 1999 yılında dünya çapında şubeleri olan bir fast-food restoranından hamburger alır. Whipple, aslında arkadaşlarına enzimlerin nasıl işlediğini göstermek istediğini belirterek, amacını şöyle açıklar "Arkadaşlarıma bu hamburgerin koruyucularla dolu olduğunu göstermek için bir ay boyunca paketinden çıkarmamıştım. Daha sonra unuttum gitti. İki yıl sonra hamburgeri ceketimin cebinde buldum. Ondan sonra da bu iş nereye kadar gidecek diye devam etmeye karar verdim."<br />
<img src="https://i.imgur.com/0dXs4Yf.jpg?1" alt="[Resim: 0dXs4Yf.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Whipple, fotoğrafları yayınlanan hamburgerin üzerinde küf ve mantar izi ya da tuhaf bir koku bile olmamasına dikkat çekiyor. Hamburgerde değişen tek şey arasına konan turşunun geçen yıllarda ortadan kaybolması<a href="http://forum.skystar-2.com/14-yildir-bozulmayan-hamburger-t-6632.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Hamburgerin fişini de saklayan Whipple, bu örneği sağlıklı beslenmelerini sağlamak için torunlarına da gösterdiğini belirtmiş.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ABD'nin Utah eyaletinde yaşayan David Whipple 1999 yılında dünya çapında şubeleri olan bir fast-food restoranından hamburger alır. Whipple, aslında arkadaşlarına enzimlerin nasıl işlediğini göstermek istediğini belirterek, amacını şöyle açıklar "Arkadaşlarıma bu hamburgerin koruyucularla dolu olduğunu göstermek için bir ay boyunca paketinden çıkarmamıştım. Daha sonra unuttum gitti. İki yıl sonra hamburgeri ceketimin cebinde buldum. Ondan sonra da bu iş nereye kadar gidecek diye devam etmeye karar verdim."<br />
<img src="https://i.imgur.com/0dXs4Yf.jpg?1" alt="[Resim: 0dXs4Yf.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Whipple, fotoğrafları yayınlanan hamburgerin üzerinde küf ve mantar izi ya da tuhaf bir koku bile olmamasına dikkat çekiyor. Hamburgerde değişen tek şey arasına konan turşunun geçen yıllarda ortadan kaybolması<a href="http://forum.skystar-2.com/14-yildir-bozulmayan-hamburger-t-6632.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Hamburgerin fişini de saklayan Whipple, bu örneği sağlıklı beslenmelerini sağlamak için torunlarına da gösterdiğini belirtmiş.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Un, Şeker ve Tuzdan Kaçının!]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/un-seker-ve-tuzdan-kacinin</link>
			<pubDate>Mon, 01 Apr 2013 18:17:58 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/un-seker-ve-tuzdan-kacinin</guid>
			<description><![CDATA[Un, Şeker ve Tuzdan kaçınmalıyız herşeyin fazlası zarar. Özellikle bu üç beyazın. İnsan vücudunun çok düşük oranda sodyum mineraline ihtiyacı vardır. Yüksek miktarda sodyum tüketiminin ciddi sağlık problemlerine neden olduğu bilinmesine rağmen dünyanın birçok yerinde kişiler alması gereken miktardan çok daha yüksek miktarda sodyum tüketiyorlar.<br />
<br />
Günlük normal bireyler için tuz ihtiyacı 3-7 gr arasınadır. Ortalama 5 gr dır. Ülkemizde yapılan araştırmalarda erkekler günlük 19.3 gram, kadınlar ise 16.8 gram tuz tüketiyor. Ortalama tüketim miktarı ise 18 gramı buluyor.<br />
<br />
California Üniversitesi Pedatri Profesörü Robert Lustig, şekerin herhangi bir zehirden farklı olmadığını belirtirken, nasıl şeker bağımlısı olduğumuzu ve bu bağımlılıktan nasıl kurtulacağımızı şöyle anlatıyor.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/KF71xLs.jpg" alt="[Resim: KF71xLs.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Şeker ekleyerek her yiyecek ve içeceğe tat eklemek mümkündür. Üstelik sadece tat eklemekle kalmazsanız. Çünkü şeker dildeki tat alma reseptörlerini bloke eder. Bu da beynin farklı şekilde uyarılmasını sağlar. Böylece bağımlılık mekanizması çalışmaya başlar. İşlenmiş şeker, gıda endüstrisi tarafından üretilmiştir. Bu sayede insanların damak zevki kasıtlı bir şekilde değiştirilmiştir. İnsanlar eroin bağımlısı olduğu gibi farkında olmadan şeker bağımlısı oldular. Şeker ya da çikolata krizine giren insanlar var. <br />
<br />
Şeker bağımlılığı küçük yaştan başlarsa etkileri çok daha kaçınılmaz oluyor. Çocuk şekerin tadını aldıktan sonra bir daha bırakamıyor. Lolipop yiyen bir çocuğa kereviz yedirmeyi başaramazsınız. Çünkü o çocuk şeker bağımlısı olmuştur. Bu da o çocuğun gelecekte yaşayacağı bir çok sağlık probleminin kapısını açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAĞIMLILIKTAN NASIL KURTULURSUNUZ?</span><br />
<br />
Öncelikle şekeri hayatınızdan çıkaracağınıza inanın. Artık tatlı bir hayatı olmayacak. Başlangıç olarak en az bir hafta küçük bir parça bile olsa şekerli hiçbir şey yemeyin. Bu, tat alma dokunuzu bir nebze olsun eski haline getirecek. Ama unutmayın bunu belirli bir dönem değil, ömür boyu devam ettireceksiniz. Hayatınızın geri kalanında şekeri bir ihtiyaç olarak değil, nadir tüketilen bir lüks haline getireceksiniz. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PUSUDA BEKLEYEN HASTALIKLAR</span><br />
<br />
Fruktoz ise ondan 7 kat daha tehlikelidir. <br />
Yaşlanmayı hızlandırır. <br />
Kardiyovasküler rahatsızlıkları tetikler.<br />
Alzheimer riskini yükseltir. <br />
Beyin hasarı oluşturur.<br />
Öğrenmeyi zorlaştırır. <br />
Felç geçirme oranı artar. <br />
İltihap oluşumunu elverişli hale getirir. <br />
Ciltte kırışıklık oluşturur.<br />
Kemiklerin güçsüz düşmesine neden olur. <br />
Kanser ihtimalini artırır.<br />
Mide rahatsızlıklarına sebep verir. <br />
Karaciğer ve pankreası harap eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TUZLU YEMEK ÖLÜM SAÇIYOR</span><br />
<br />
ABD'de bulunan Harvard Üniversitesindeki araştırmada, dünyada kalp krizleri, felç ve diğer kalp hastalıklarından ölenlerin %15'inin çok fazla tuz tüketmekten olduğu ifade edildi. Araştırma başkanı Dariush Mozaffarian: "Tuz tüketiminin azaltılması milyonlarca hayat kurtaracaktır. Her yıl bu nedenle 2,5 milyon kişi ölüyor" dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"İKİ ÖĞÜN SAĞLIK; ÜÇÜNCÜ ÖĞÜN HASTALIKTIR"</span><br />
<br />
İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, günde 2 öğün beslenilmesi gerektiğini söylüyor. Tereyağı, yoğurt ve zeytinin evde yapılması önerisinde bulunan Karatay, Türk halkının günde 8-12 öğün beslendiğine dikkat çekerek, toplumun ''enine büyüdüğünü'' ifade ediyor:<br />
<br />
"İbn-i Sina, 'İki öğün sağlıktır, üçüncü öğün hastalıktır' der. Sabah zaten çok kuvvetli yiyince doğal olarak iki öğüne iniyorsunuz. Akşam yemeği de erken yemeli. Hz. Muhammed'in tavsiyesi de bu doğrultudadır. Kuvvetli bir kahvaltı yaptıktan sonra zaten acıkmıyorsunuz. 50 yaşından sonra 6-7 öğün yemek tamamen sağlıksızdır. İbn-i Sina diyor ki, 'Yaş ilerledikçe, hareket artacak'. Oysa biz yaşlandıkça köşemize çekiliyoruz, bu çok yanlış. Türk toplumu eğer şişmansa, hastaysa, göbeği varsa, şeker veya kalp hastasıysa, kiloluysa, depresyon hastasıysa, kanseri varsa, Alzheimer'ı varsa, şeker, tatlı tüketmeyecek. Benim gibi 60-70 yaşındaysanız, oturup 3 öğün ekmek, şeker yiyemezsiniz. Şekerli içecek içemezsiniz. Çünkü harcamıyorsunuz, ihtiyacınız da kalmıyor. Metabolizma yavaşlamış oluyor, hormonlar gitmiş. Vücutta hormon kalmamış. Ben buna dikkat çekmek istiyorum."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Un, Şeker ve Tuzdan kaçınmalıyız herşeyin fazlası zarar. Özellikle bu üç beyazın. İnsan vücudunun çok düşük oranda sodyum mineraline ihtiyacı vardır. Yüksek miktarda sodyum tüketiminin ciddi sağlık problemlerine neden olduğu bilinmesine rağmen dünyanın birçok yerinde kişiler alması gereken miktardan çok daha yüksek miktarda sodyum tüketiyorlar.<br />
<br />
Günlük normal bireyler için tuz ihtiyacı 3-7 gr arasınadır. Ortalama 5 gr dır. Ülkemizde yapılan araştırmalarda erkekler günlük 19.3 gram, kadınlar ise 16.8 gram tuz tüketiyor. Ortalama tüketim miktarı ise 18 gramı buluyor.<br />
<br />
California Üniversitesi Pedatri Profesörü Robert Lustig, şekerin herhangi bir zehirden farklı olmadığını belirtirken, nasıl şeker bağımlısı olduğumuzu ve bu bağımlılıktan nasıl kurtulacağımızı şöyle anlatıyor.<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/KF71xLs.jpg" alt="[Resim: KF71xLs.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Şeker ekleyerek her yiyecek ve içeceğe tat eklemek mümkündür. Üstelik sadece tat eklemekle kalmazsanız. Çünkü şeker dildeki tat alma reseptörlerini bloke eder. Bu da beynin farklı şekilde uyarılmasını sağlar. Böylece bağımlılık mekanizması çalışmaya başlar. İşlenmiş şeker, gıda endüstrisi tarafından üretilmiştir. Bu sayede insanların damak zevki kasıtlı bir şekilde değiştirilmiştir. İnsanlar eroin bağımlısı olduğu gibi farkında olmadan şeker bağımlısı oldular. Şeker ya da çikolata krizine giren insanlar var. <br />
<br />
Şeker bağımlılığı küçük yaştan başlarsa etkileri çok daha kaçınılmaz oluyor. Çocuk şekerin tadını aldıktan sonra bir daha bırakamıyor. Lolipop yiyen bir çocuğa kereviz yedirmeyi başaramazsınız. Çünkü o çocuk şeker bağımlısı olmuştur. Bu da o çocuğun gelecekte yaşayacağı bir çok sağlık probleminin kapısını açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAĞIMLILIKTAN NASIL KURTULURSUNUZ?</span><br />
<br />
Öncelikle şekeri hayatınızdan çıkaracağınıza inanın. Artık tatlı bir hayatı olmayacak. Başlangıç olarak en az bir hafta küçük bir parça bile olsa şekerli hiçbir şey yemeyin. Bu, tat alma dokunuzu bir nebze olsun eski haline getirecek. Ama unutmayın bunu belirli bir dönem değil, ömür boyu devam ettireceksiniz. Hayatınızın geri kalanında şekeri bir ihtiyaç olarak değil, nadir tüketilen bir lüks haline getireceksiniz. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PUSUDA BEKLEYEN HASTALIKLAR</span><br />
<br />
Fruktoz ise ondan 7 kat daha tehlikelidir. <br />
Yaşlanmayı hızlandırır. <br />
Kardiyovasküler rahatsızlıkları tetikler.<br />
Alzheimer riskini yükseltir. <br />
Beyin hasarı oluşturur.<br />
Öğrenmeyi zorlaştırır. <br />
Felç geçirme oranı artar. <br />
İltihap oluşumunu elverişli hale getirir. <br />
Ciltte kırışıklık oluşturur.<br />
Kemiklerin güçsüz düşmesine neden olur. <br />
Kanser ihtimalini artırır.<br />
Mide rahatsızlıklarına sebep verir. <br />
Karaciğer ve pankreası harap eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TUZLU YEMEK ÖLÜM SAÇIYOR</span><br />
<br />
ABD'de bulunan Harvard Üniversitesindeki araştırmada, dünyada kalp krizleri, felç ve diğer kalp hastalıklarından ölenlerin %15'inin çok fazla tuz tüketmekten olduğu ifade edildi. Araştırma başkanı Dariush Mozaffarian: "Tuz tüketiminin azaltılması milyonlarca hayat kurtaracaktır. Her yıl bu nedenle 2,5 milyon kişi ölüyor" dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"İKİ ÖĞÜN SAĞLIK; ÜÇÜNCÜ ÖĞÜN HASTALIKTIR"</span><br />
<br />
İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, günde 2 öğün beslenilmesi gerektiğini söylüyor. Tereyağı, yoğurt ve zeytinin evde yapılması önerisinde bulunan Karatay, Türk halkının günde 8-12 öğün beslendiğine dikkat çekerek, toplumun ''enine büyüdüğünü'' ifade ediyor:<br />
<br />
"İbn-i Sina, 'İki öğün sağlıktır, üçüncü öğün hastalıktır' der. Sabah zaten çok kuvvetli yiyince doğal olarak iki öğüne iniyorsunuz. Akşam yemeği de erken yemeli. Hz. Muhammed'in tavsiyesi de bu doğrultudadır. Kuvvetli bir kahvaltı yaptıktan sonra zaten acıkmıyorsunuz. 50 yaşından sonra 6-7 öğün yemek tamamen sağlıksızdır. İbn-i Sina diyor ki, 'Yaş ilerledikçe, hareket artacak'. Oysa biz yaşlandıkça köşemize çekiliyoruz, bu çok yanlış. Türk toplumu eğer şişmansa, hastaysa, göbeği varsa, şeker veya kalp hastasıysa, kiloluysa, depresyon hastasıysa, kanseri varsa, Alzheimer'ı varsa, şeker, tatlı tüketmeyecek. Benim gibi 60-70 yaşındaysanız, oturup 3 öğün ekmek, şeker yiyemezsiniz. Şekerli içecek içemezsiniz. Çünkü harcamıyorsunuz, ihtiyacınız da kalmıyor. Metabolizma yavaşlamış oluyor, hormonlar gitmiş. Vücutta hormon kalmamış. Ben buna dikkat çekmek istiyorum."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vücut frekansınız ve hastalıklar]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/vucut-frekansiniz-ve-hastaliklar</link>
			<pubDate>Tue, 15 Jan 2013 23:17:27 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/vucut-frekansiniz-ve-hastaliklar</guid>
			<description><![CDATA[Biofotonik alanında öncü bir biyofizikçi olan Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğunu söylemekte<a href="http://forum.skystar-2.com/frekansinizi-biliyor-musunuz-t-6419.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Fritz'e göre DNA sadece tek frekans değil, birden çok frekans yayınlayabilir, hem organizmanın içinde hem de organizmalar arasında foton alışverişi oluyor. Yani kelimenin tam anlamıyla her birimiz birer ışık parçasıyız.<br />
<img src="https://i.imgur.com/0GCK5.jpg" alt="[Resim: 0GCK5.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Baş parmağın foton yayımına dikkat!<br />
<br />
Canlı hücrelerin ortama enerji yaydığı fikri yeni değil.<br />
<br />
- 1920 yılında Dr. Raymond Rife belli frekansları kullanarak virüsleri ve bakterileri yok edebildiğini buldu.<br />
<br />
- Nikolas Tesla insan vücudunun yaydığı frekanslarla karışan dış frekansları yalıtabildiğimiz vakit hastalıklara karşı büyük bir direnç geliştireceğimizi savundu.<br />
<br />
- İsveçli radyolog Bjorn Nordenstrom 1980’li yıllarda bir tümörün içine bir elektrot yerleştirilip doğru akım verilirse tümörün eridiğini bulguladı.<br />
<br />
Dr. Robert O. Becker “The Body Electric” adlı kitabında insan vücudunun elektriksel frekanslarını belgeledi.<br />
<br />
Araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor. Geçen yüzyılın başında Amerikalı doktor Bruce Tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçen bir alet geliştirdi. Esans yağlar uzmanı D. Gary Young’un da yardımıyla araştırma frekanslar ve hastalıklar arasındaki ilişkiyi incelemeye yöneldi. Bu ekip aynı zamanda esans yağların insan vücudunun frekansları üzerine etkisini de inceledi. Keşifleri bir hayli şaşırtıcı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CANLILARIN FREKANSLARI</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan Beyni</span>	<br />
72-90 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan Bedeni (Gündüz)</span><br />
62-68 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Soğuk algınlığı belirtileri</span><br />
58 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Grip belirtileri</span><br />
57 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kandida</span><br />
55 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Epstein-Barr</span><br />
52 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanser</span><br />
42 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölüm başlangıcı</span><br />
25 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlenmiş/Konserve yiyecekler</span><br />
0 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuru otlar</span><br />
12-22 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taze otlar</span><br />
20-27 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esans yağlar</span><br />
52-320 MHz<br />
<br />
Sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 MHz’lik bir frekans aralığı var. Hastalık ve rahatsızlıklar 58 MHz’de baş göstermeye başlıyor. Esans yağlar insan tarafından kullanılan doğal maddeler arasında en yüksek frekansa sahip olanları. Yukarıdaki frekans tablosunda bir uçta işlenmiş/konserve yiyecekler dururken (0 MHz) öteki uçta en yüksek frekans ile gül yağı (320 MHz) bulunmaktadır. Hz. Peygamber 'in saç ve sakal bakımında gül yağı kullanması, saçlarını gül yağı ile yağlamasının diğer bir hikmetide bu olsa gerek.<br />
<img src="https://i.imgur.com/D1fpZ.jpg?1" alt="[Resim: D1fpZ.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esans Yağların Frekansları :</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gül</span>	<br />
320 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Herdemtaze</span><br />
181 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Günlük</span><br />
147 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lavanta</span><br />
118 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alman papatyası</span><br />
105 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mür</span><br />
105 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melissa</span><br />
102 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ardıç</span><br />
98 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sandalağacı</span><br />
96 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melekotu</span><br />
85 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nane</span><br />
78 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Galbanum</span><br />
56 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fesleğen</span><br />
52 MHz<br />
<br />
Tainio ve Young adında iki bilim insanının yaptığı testlerden birinde her ikisi de 66 MHz vücut frekansına sahip olan iki erkekten ilki eline bir bardak kahve almış ve o daha kahveyi içmeden 3 saniye içinde frekansı 58 MHz’e düşmüştür.<br />
<br />
Daha sonra bir esans yağını koklamış ve frekansı tekrar 66 MHz’e çıkmıştır. İkinci kişi kahveden bir yudum almış ve frekansı 3 saniye içinde 52 MHz’e düşmüştür. Fakat esans yağını kokladığı anda frekansı tekrar yükselmemiştir. Kahve içtikten sonra frekansının tekrar 66 MHz’e çıkması üç gün sürmüştür. Demek ki frekanslarımız başka maddelerin ciddi bir biçimde etkisi altında<br />
<br />
Araştırmada ayrıca olumsuz ve olumlu düşüncelerin frekanslarımız üzerideki etkisi de incelenmiştir.<br />
<br />
Olumsuz düşüncelerin insan frekansını 12 MHz kadar düşürdüğü, oysa olumlu düşüncelerin frekansı 10 MHz kadar yükselttiği bulgulanmıştır. Dua etmek frekansı 15 MHz kadar yükseltmektedir. Bu durumda klinik çalışma göstermektedir ki ciddi bir hastalık engeli olmayan kişiler sağlıklı kalmak için şu ya da bu şekilde bir ruhani uygulamaya ihtiyaç duymaktadır<a href="http://forum.skystar-2.com/frekansinizi-biliyor-musunuz-t-6419.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Kanıtlar gösteriyor ki esans yağlar da kişinin frekansını yükseltmede önemli bir rol oynayabilmektedir. 78 MHz’in altında olan esans yağlar vücudun fiziksel yapısını dengelerken, yüksek frekanslı yağlar Gül ve Günlük duygusal ve ruhsal seviyelerde denge getirmektedir. Bir esansı kokladığınız zaman beynimizin amigdala denilen bölümü etkilenir ki burası hafızanın ve duyguların saklanıp serbest bırakıldığı yerdir.<br />
<img src="https://i.imgur.com/w5aJM.jpg" alt="[Resim: w5aJM.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Bizi etkiliyor olabilecek olumsuz frekansların farkında olmalıyız. Birçoğumuz bitkiler üzerindeki klasik müzik ve hard rock müzikleriyle yapılan deneyi biliyordur. Klasik müzikle birlikte bitkiler serpilirken, hard rock onları öldürmüştür. İnsanlar da farklı değil.<br />
<br />
Beslenmemizden, fiziksel çevremizden gelen karmaşık ve olumsuz frekanslar eninde sonunda hücresel yıkıma ve parçalanmaya neden olacaktır. Bununla birlikte aramızda çok az insan dağlara, köylere kaçabilir. Kentsel yaşam birçoğumuz için kaçınılmaz bir ortamdır. Ana neyse ki esans yağlar, dua, ibadet gibi olgular var. Bunlar sayesinde frekansımızı tekrar yükseltebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Resme tıklayarak büyük boyutunu indirebilirsiniz.</span></span><br />
<a href="https://i.imgur.com/qAub9.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.imgur.com/qAub9.jpg" alt="[Resim: qAub9.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Biofotonik alanında öncü bir biyofizikçi olan Alman doktor Fritz Albert Popp, bütün canlı hücrelerin ışık saçtığı ve ışığın kaynağının DNA olduğunu söylemekte<a href="http://forum.skystar-2.com/frekansinizi-biliyor-musunuz-t-6419.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Fritz'e göre DNA sadece tek frekans değil, birden çok frekans yayınlayabilir, hem organizmanın içinde hem de organizmalar arasında foton alışverişi oluyor. Yani kelimenin tam anlamıyla her birimiz birer ışık parçasıyız.<br />
<img src="https://i.imgur.com/0GCK5.jpg" alt="[Resim: 0GCK5.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Baş parmağın foton yayımına dikkat!<br />
<br />
Canlı hücrelerin ortama enerji yaydığı fikri yeni değil.<br />
<br />
- 1920 yılında Dr. Raymond Rife belli frekansları kullanarak virüsleri ve bakterileri yok edebildiğini buldu.<br />
<br />
- Nikolas Tesla insan vücudunun yaydığı frekanslarla karışan dış frekansları yalıtabildiğimiz vakit hastalıklara karşı büyük bir direnç geliştireceğimizi savundu.<br />
<br />
- İsveçli radyolog Bjorn Nordenstrom 1980’li yıllarda bir tümörün içine bir elektrot yerleştirilip doğru akım verilirse tümörün eridiğini bulguladı.<br />
<br />
Dr. Robert O. Becker “The Body Electric” adlı kitabında insan vücudunun elektriksel frekanslarını belgeledi.<br />
<br />
Araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor. Geçen yüzyılın başında Amerikalı doktor Bruce Tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçen bir alet geliştirdi. Esans yağlar uzmanı D. Gary Young’un da yardımıyla araştırma frekanslar ve hastalıklar arasındaki ilişkiyi incelemeye yöneldi. Bu ekip aynı zamanda esans yağların insan vücudunun frekansları üzerine etkisini de inceledi. Keşifleri bir hayli şaşırtıcı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CANLILARIN FREKANSLARI</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan Beyni</span>	<br />
72-90 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsan Bedeni (Gündüz)</span><br />
62-68 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Soğuk algınlığı belirtileri</span><br />
58 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Grip belirtileri</span><br />
57 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kandida</span><br />
55 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Epstein-Barr</span><br />
52 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanser</span><br />
42 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ölüm başlangıcı</span><br />
25 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşlenmiş/Konserve yiyecekler</span><br />
0 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kuru otlar</span><br />
12-22 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taze otlar</span><br />
20-27 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esans yağlar</span><br />
52-320 MHz<br />
<br />
Sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 MHz’lik bir frekans aralığı var. Hastalık ve rahatsızlıklar 58 MHz’de baş göstermeye başlıyor. Esans yağlar insan tarafından kullanılan doğal maddeler arasında en yüksek frekansa sahip olanları. Yukarıdaki frekans tablosunda bir uçta işlenmiş/konserve yiyecekler dururken (0 MHz) öteki uçta en yüksek frekans ile gül yağı (320 MHz) bulunmaktadır. Hz. Peygamber 'in saç ve sakal bakımında gül yağı kullanması, saçlarını gül yağı ile yağlamasının diğer bir hikmetide bu olsa gerek.<br />
<img src="https://i.imgur.com/D1fpZ.jpg?1" alt="[Resim: D1fpZ.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Esans Yağların Frekansları :</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gül</span>	<br />
320 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Herdemtaze</span><br />
181 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Günlük</span><br />
147 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lavanta</span><br />
118 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Alman papatyası</span><br />
105 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mür</span><br />
105 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melissa</span><br />
102 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ardıç</span><br />
98 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sandalağacı</span><br />
96 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Melekotu</span><br />
85 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nane</span><br />
78 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Galbanum</span><br />
56 MHz<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fesleğen</span><br />
52 MHz<br />
<br />
Tainio ve Young adında iki bilim insanının yaptığı testlerden birinde her ikisi de 66 MHz vücut frekansına sahip olan iki erkekten ilki eline bir bardak kahve almış ve o daha kahveyi içmeden 3 saniye içinde frekansı 58 MHz’e düşmüştür.<br />
<br />
Daha sonra bir esans yağını koklamış ve frekansı tekrar 66 MHz’e çıkmıştır. İkinci kişi kahveden bir yudum almış ve frekansı 3 saniye içinde 52 MHz’e düşmüştür. Fakat esans yağını kokladığı anda frekansı tekrar yükselmemiştir. Kahve içtikten sonra frekansının tekrar 66 MHz’e çıkması üç gün sürmüştür. Demek ki frekanslarımız başka maddelerin ciddi bir biçimde etkisi altında<br />
<br />
Araştırmada ayrıca olumsuz ve olumlu düşüncelerin frekanslarımız üzerideki etkisi de incelenmiştir.<br />
<br />
Olumsuz düşüncelerin insan frekansını 12 MHz kadar düşürdüğü, oysa olumlu düşüncelerin frekansı 10 MHz kadar yükselttiği bulgulanmıştır. Dua etmek frekansı 15 MHz kadar yükseltmektedir. Bu durumda klinik çalışma göstermektedir ki ciddi bir hastalık engeli olmayan kişiler sağlıklı kalmak için şu ya da bu şekilde bir ruhani uygulamaya ihtiyaç duymaktadır<a href="http://forum.skystar-2.com/frekansinizi-biliyor-musunuz-t-6419.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">.</a><br />
<br />
Kanıtlar gösteriyor ki esans yağlar da kişinin frekansını yükseltmede önemli bir rol oynayabilmektedir. 78 MHz’in altında olan esans yağlar vücudun fiziksel yapısını dengelerken, yüksek frekanslı yağlar Gül ve Günlük duygusal ve ruhsal seviyelerde denge getirmektedir. Bir esansı kokladığınız zaman beynimizin amigdala denilen bölümü etkilenir ki burası hafızanın ve duyguların saklanıp serbest bırakıldığı yerdir.<br />
<img src="https://i.imgur.com/w5aJM.jpg" alt="[Resim: w5aJM.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Bizi etkiliyor olabilecek olumsuz frekansların farkında olmalıyız. Birçoğumuz bitkiler üzerindeki klasik müzik ve hard rock müzikleriyle yapılan deneyi biliyordur. Klasik müzikle birlikte bitkiler serpilirken, hard rock onları öldürmüştür. İnsanlar da farklı değil.<br />
<br />
Beslenmemizden, fiziksel çevremizden gelen karmaşık ve olumsuz frekanslar eninde sonunda hücresel yıkıma ve parçalanmaya neden olacaktır. Bununla birlikte aramızda çok az insan dağlara, köylere kaçabilir. Kentsel yaşam birçoğumuz için kaçınılmaz bir ortamdır. Ana neyse ki esans yağlar, dua, ibadet gibi olgular var. Bunlar sayesinde frekansımızı tekrar yükseltebiliriz.<br />
<br />
<span style="font-size: small;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Resme tıklayarak büyük boyutunu indirebilirsiniz.</span></span><br />
<a href="https://i.imgur.com/qAub9.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://i.imgur.com/qAub9.jpg" alt="[Resim: qAub9.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /></a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mısır Şurubu Tehlikesi]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/misir-surubu-tehlikesi</link>
			<pubDate>Mon, 14 Jan 2013 01:51:25 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/misir-surubu-tehlikesi</guid>
			<description><![CDATA[Market rafları "yüksek fruktozlu mısır şurubu" içeren yiyecek ve içeceklerle dolu. Gazlı içeceklerde de bulunmaktadır ve ketçaptan yemek büfelerine kadar herşeyde karşımıza çıkmaktadır.<br />
<br />
Bu ucuz tatlandırıcı son zamanlarda çok popüler bir katkı maddesi haline geldi ve obezite salgınında öncü etkenlerden biri olarak gösterilmektedir.<br />
<br />
Bu korkular pek de yersiz değil. Yeni bir araştırmaya göre fruktozun, açlığı düzenleyen beyin bölgesi üzerinde belirgin bir etkisi var.<br />
<br />
Bu da mısır şurubunun ve diğer fruktoz türlerinin aşırı yemek yemeyi, glukozdan daha fazla  tetikleyebileceğini göstermektedir. Sofra şekerinde hem fruktoz hem de glukoz bulunmaktadır.<br />
<br />
Ama yüksek fruktozlu mısır şurubunda, adından da anlaşıldığı üzere, daha fazla früktoz bulunmaktadır.<br />
<img src="https://i.imgur.com/Ik0Bg.jpg?1" alt="[Resim: Ik0Bg.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Fruktozun beyni nasıl etkilediğini bulmak için, araştırmacılar 20 sağlıklı, gönüllü yetişkin insan üzerinde çalıştılar. Deneklerin tatlandırılmış içecekler  içtiği süreçte, araştırmacılar da fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile hipotalamusun tepkilerini ölçtüler. Hipotalamus, ödül ve motivasyon işlemlerinin yanı sıra  açlıkla ilişkili pek çok sinyali düzenler. <br />
<br />
Denekler 75 gr fruktoz ile tatlandırılmış (yaklaşık 300 kalori) 300mililitrelik, vişne aromalı bir içecek aldılar. Aynı içecek, yine aynı miktarda bir de glukoz ile tatlandırıldı. Bu farklı içecekler,1 ila 8 aylık dönemler içinde gelişigüzel bir şekilde deneklere verildi. Araştırmacılar ayrıca farklı zamanlarda kan örnekleri aldılar ve deneklerden açlık ve tokluk hislerini derecelendirmelerini istediler.<br />
<br />
Fruktoz ve glukoz ile tatlandırılmış içecekleri içtikten 15dk sonraki değerlendirmelerde, deneklerdeki hipotalamusa ait aktivitelerde önemli farklılıklar <br />
olduğu görüldü. <br />
<br />
Glukoz hipotalamus aktivitesini azaltırken,  fruktozun bu bölgede küçük bir artışa sebep olduğu görüldü.<br />
<br />
Bu sonuçlardan beklenebileceği gibi, sadece glukozlu içecek alan denekler tokluk hislerinin arttığını belirtti.<br />
<br />
Bu da gösterir ki, glukozla tatlandırılan bir şey yedikten sonra daha kalorili birşeyler yeme isteği çok fazla değil. Diğer taraftan fruktozla tatlanan yiyeceklerden sonra yine de birşeyler yeme isteği devam edebilmektedir.<br />
<br />
Fruktoz ve glükoz moleküler olarak benzerdirler. Ama fruktoz vücut tarafından farklı metabolize edilir ve glükozdan daha az insülin salgılamak üzere vücudu harekete geçirir. (Tokluk hissetmede ve vücudun yiyecekten aldığı ödül hissini körleştirmede insülinin rolü bulunmaktadır.) Fruktoz ayrıca grelin dolaşım miktarının azaltılmasında glukoz kadar başarılı değildir. (grelin: açlık sinyali hormonu.) (Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar fruktozun aslında kan-beyin bariyerini geçebildiğini ve hipotalamusta metabolize edilebildiğini göstermiştir.) Önceki çalışmalar bu etkinin hayvanlarda görüldüğünü göstermiştir.<br />
<br />
Daha az yemek ve daha az kalori tüketmek için, açlık hissini bastıramayan içeriklere sahip yiyeceklerden kaçınılması şart. Bunlarda yeni araştırmanın sonuçlarına göre früktozla tatlandırılmış yiyecekler ve içecekler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Market rafları "yüksek fruktozlu mısır şurubu" içeren yiyecek ve içeceklerle dolu. Gazlı içeceklerde de bulunmaktadır ve ketçaptan yemek büfelerine kadar herşeyde karşımıza çıkmaktadır.<br />
<br />
Bu ucuz tatlandırıcı son zamanlarda çok popüler bir katkı maddesi haline geldi ve obezite salgınında öncü etkenlerden biri olarak gösterilmektedir.<br />
<br />
Bu korkular pek de yersiz değil. Yeni bir araştırmaya göre fruktozun, açlığı düzenleyen beyin bölgesi üzerinde belirgin bir etkisi var.<br />
<br />
Bu da mısır şurubunun ve diğer fruktoz türlerinin aşırı yemek yemeyi, glukozdan daha fazla  tetikleyebileceğini göstermektedir. Sofra şekerinde hem fruktoz hem de glukoz bulunmaktadır.<br />
<br />
Ama yüksek fruktozlu mısır şurubunda, adından da anlaşıldığı üzere, daha fazla früktoz bulunmaktadır.<br />
<img src="https://i.imgur.com/Ik0Bg.jpg?1" alt="[Resim: Ik0Bg.jpg?1]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
Fruktozun beyni nasıl etkilediğini bulmak için, araştırmacılar 20 sağlıklı, gönüllü yetişkin insan üzerinde çalıştılar. Deneklerin tatlandırılmış içecekler  içtiği süreçte, araştırmacılar da fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile hipotalamusun tepkilerini ölçtüler. Hipotalamus, ödül ve motivasyon işlemlerinin yanı sıra  açlıkla ilişkili pek çok sinyali düzenler. <br />
<br />
Denekler 75 gr fruktoz ile tatlandırılmış (yaklaşık 300 kalori) 300mililitrelik, vişne aromalı bir içecek aldılar. Aynı içecek, yine aynı miktarda bir de glukoz ile tatlandırıldı. Bu farklı içecekler,1 ila 8 aylık dönemler içinde gelişigüzel bir şekilde deneklere verildi. Araştırmacılar ayrıca farklı zamanlarda kan örnekleri aldılar ve deneklerden açlık ve tokluk hislerini derecelendirmelerini istediler.<br />
<br />
Fruktoz ve glukoz ile tatlandırılmış içecekleri içtikten 15dk sonraki değerlendirmelerde, deneklerdeki hipotalamusa ait aktivitelerde önemli farklılıklar <br />
olduğu görüldü. <br />
<br />
Glukoz hipotalamus aktivitesini azaltırken,  fruktozun bu bölgede küçük bir artışa sebep olduğu görüldü.<br />
<br />
Bu sonuçlardan beklenebileceği gibi, sadece glukozlu içecek alan denekler tokluk hislerinin arttığını belirtti.<br />
<br />
Bu da gösterir ki, glukozla tatlandırılan bir şey yedikten sonra daha kalorili birşeyler yeme isteği çok fazla değil. Diğer taraftan fruktozla tatlanan yiyeceklerden sonra yine de birşeyler yeme isteği devam edebilmektedir.<br />
<br />
Fruktoz ve glükoz moleküler olarak benzerdirler. Ama fruktoz vücut tarafından farklı metabolize edilir ve glükozdan daha az insülin salgılamak üzere vücudu harekete geçirir. (Tokluk hissetmede ve vücudun yiyecekten aldığı ödül hissini körleştirmede insülinin rolü bulunmaktadır.) Fruktoz ayrıca grelin dolaşım miktarının azaltılmasında glukoz kadar başarılı değildir. (grelin: açlık sinyali hormonu.) (Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar fruktozun aslında kan-beyin bariyerini geçebildiğini ve hipotalamusta metabolize edilebildiğini göstermiştir.) Önceki çalışmalar bu etkinin hayvanlarda görüldüğünü göstermiştir.<br />
<br />
Daha az yemek ve daha az kalori tüketmek için, açlık hissini bastıramayan içeriklere sahip yiyeceklerden kaçınılması şart. Bunlarda yeni araştırmanın sonuçlarına göre früktozla tatlandırılmış yiyecekler ve içecekler.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Su - Büyük Gizem (Water - The Great Mystery)]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/su-buyuk-gizem-water-the-great-mystery</link>
			<pubDate>Mon, 10 Dec 2012 01:10:54 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/su-buyuk-gizem-water-the-great-mystery</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Alkolün Vücuda Verdiği Zararlar]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/alkolun-vucuda-verdigi-zararlar</link>
			<pubDate>Mon, 06 Aug 2012 13:54:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=28663">VUDUO</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/alkolun-vucuda-verdigi-zararlar</guid>
			<description><![CDATA[Sigaradan itibaren bütün içki ve uyuşturucuların en büyük zararı beyne ve merkezî sinir sistemine dönük olup,diğer bütün organlara da sayısız zararları söz konusudur.<br />
<br />
İçkinin kalbe zararları: Alkol, kalp ve cilt damarlarını genişletir. Kalbin çalışma hızını artırır, kan dolaşım düzenini bozar, damarların sertleşmesine,tansiyonun artmasına,felç ve ânî ölümlere sebep olur.<br />
<br />
İçkinin karaciğere zararları: Karaciğer hücrelerinde yağlanma meydana gelmesine, siroz hastalığına sebep olur, karaciğer büyür. Karaciğerin vazifesi dışarıdan gelecek zararlı maddeleri zararsız hale getirmektir.Karaciğer,içkiyi zararsız hale getirmek için çalışırken fazla yorulur,vazifesini tam yapamaz olur, bir çok zararlı maddenin vücuda girmesine ve çeşitli hastalıklara sebep olur.<br />
<br />
İçkinin böbreklere zararları: Alkollü içkinin hangi çeşidi olursa olsun böbrekleri bozar, zamanla iş göremez hale getirir. İdrar bolluğu veren bira, böbrekleri temizlemez,bilâkis yorar.İçki,böbrek iltihaplarına, idrarda şeker ve cerahat gibi anormal cisimlerin meydana gelmesine yol açar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sigaradan itibaren bütün içki ve uyuşturucuların en büyük zararı beyne ve merkezî sinir sistemine dönük olup,diğer bütün organlara da sayısız zararları söz konusudur.<br />
<br />
İçkinin kalbe zararları: Alkol, kalp ve cilt damarlarını genişletir. Kalbin çalışma hızını artırır, kan dolaşım düzenini bozar, damarların sertleşmesine,tansiyonun artmasına,felç ve ânî ölümlere sebep olur.<br />
<br />
İçkinin karaciğere zararları: Karaciğer hücrelerinde yağlanma meydana gelmesine, siroz hastalığına sebep olur, karaciğer büyür. Karaciğerin vazifesi dışarıdan gelecek zararlı maddeleri zararsız hale getirmektir.Karaciğer,içkiyi zararsız hale getirmek için çalışırken fazla yorulur,vazifesini tam yapamaz olur, bir çok zararlı maddenin vücuda girmesine ve çeşitli hastalıklara sebep olur.<br />
<br />
İçkinin böbreklere zararları: Alkollü içkinin hangi çeşidi olursa olsun böbrekleri bozar, zamanla iş göremez hale getirir. İdrar bolluğu veren bira, böbrekleri temizlemez,bilâkis yorar.İçki,böbrek iltihaplarına, idrarda şeker ve cerahat gibi anormal cisimlerin meydana gelmesine yol açar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sağlıksız su satan 114 su bayisi]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/sagliksiz-su-satan-114-su-bayisi</link>
			<pubDate>Sat, 04 Aug 2012 19:18:25 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/sagliksiz-su-satan-114-su-bayisi</guid>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen süreçteki uygunsuz şartlar sebebiyle olumsuzlukların görüldüğü 114 damacana su satış noktası ile buralarda satılan damacana suların markalarını açıkladı.<br />
<br />
''Dolum tesislerinde herhangi bir uygunsuzluk tespit edilmediği halde tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen süreçteki uygunsuz şartlar sebebiyle olumsuzlukların görüldüğü 19 litrelik damacana su satış noktaları aşağıda verilmektedir. Ancak satış noktalarındaki inceleme sonuçlarından hareketle ilgili firmaların piyasadaki tüm damacana ürünlerinin uygunsuz olduğu anlamı çıkarılmamalıdır.'' <br />
<img src="https://i.imgur.com/VkdQE.jpg" alt="[Resim: VkdQE.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/XlTYu.jpg" alt="[Resim: XlTYu.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/hkcTO.jpg" alt="[Resim: hkcTO.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/5uFFc.jpg" alt="[Resim: 5uFFc.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/PuawR.jpg" alt="[Resim: PuawR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/ZnnRZ.jpg" alt="[Resim: ZnnRZ.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/s1ZJr.jpg" alt="[Resim: s1ZJr.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/tTffR.jpg" alt="[Resim: tTffR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen süreçteki uygunsuz şartlar sebebiyle olumsuzlukların görüldüğü 114 damacana su satış noktası ile buralarda satılan damacana suların markalarını açıkladı.<br />
<br />
''Dolum tesislerinde herhangi bir uygunsuzluk tespit edilmediği halde tüketiciye ulaşıncaya kadar geçen süreçteki uygunsuz şartlar sebebiyle olumsuzlukların görüldüğü 19 litrelik damacana su satış noktaları aşağıda verilmektedir. Ancak satış noktalarındaki inceleme sonuçlarından hareketle ilgili firmaların piyasadaki tüm damacana ürünlerinin uygunsuz olduğu anlamı çıkarılmamalıdır.'' <br />
<img src="https://i.imgur.com/VkdQE.jpg" alt="[Resim: VkdQE.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/XlTYu.jpg" alt="[Resim: XlTYu.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/hkcTO.jpg" alt="[Resim: hkcTO.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/5uFFc.jpg" alt="[Resim: 5uFFc.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/PuawR.jpg" alt="[Resim: PuawR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/ZnnRZ.jpg" alt="[Resim: ZnnRZ.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/s1ZJr.jpg" alt="[Resim: s1ZJr.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<img src="https://i.imgur.com/tTffR.jpg" alt="[Resim: tTffR.jpg]" class="mycode_img img-responsive" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ekmeğe Dikkat]]></title>
			<link>https://forum.skystar-2.com/ekmege-dikkat</link>
			<pubDate>Mon, 26 Mar 2012 17:34:14 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://forum.skystar-2.com/member.php?action=profile&uid=9">emre</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://forum.skystar-2.com/ekmege-dikkat</guid>
			<description><![CDATA[“Günümüzün en sağlıklı gıdası olması gereken ekmek, ne yazık ki en sağlıksız gıda maddelerinden biri durumunda”<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/xDpmQ.jpg" alt="[Resim: xDpmQ.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Ulusal ve uluslararası gıda güvenliği standartlarını geliştirmek ve insani kazanımlara dönüştürmek diye hizmet hedefi de var. Dün bu ‘hareket’ten bir araştırma geldi ekmek üzerine... Şaşırtıcı bir açıklama, ekmeklere sağlığa zararlıdır ibaresinin konulmasını öneriyor ve “Günümüzün sağlıklı gıdası olması beklenen ekmek, ne yazık ki en sağlıksız gıda maddelerinden biri durumunda” deniliyor. <br />
<br />
“Türkiye’de ekmeklere ‘Sağlığa zararlıdır’ ibaresi yazılmalı!” isimli raporu ile Ekmek Tebliği Öneri Taslağı’nı özetlersek...<br />
 <br />
- Ekmek, ne yazık ki özen gösterilmeyen, en çok ihmal edilen ürün haline dönüştü. 2011 yılında dünya 220 milyar dolarlık ekmek tüketirken, Türkiye 12 milyar dolarla dünya lideri durumunda. <br />
<br />
- Dünya nüfusunun % 1.05’ini oluşturan Türkiye halkı, ekmeğin % 5.45’ini tüketiyor. Bu tablo dünyanın aksine Anadolu insanının temel gıda maddesinin ekmek olduğunu bir kez daha göstermektedir. <br />
<br />
- Zaten Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, Türkiye’de insanlar, günlük enerjilerinin ortalama % 44’ünü sadece ekmekten, % 58’ini ise ekmek ve diğer tahıl ve tahıllı ürünlerden sağlamaktadır. Yine aynı verilere göre dünyanın en sağlıksız ekmeği Türkiye’de üretiliyor. <br />
<br />
- Günlük enerjisinin % 44’ünü sadece ekmekten karşılayan bir toplumda, ekmeğin illa ki en sağlıklı gıda maddesi olması beklenir. Oysa Türkiye’de ekmek denilince akla en son gelen şey hijyen ve sağlıklılığı olmakta. <br />
<br />
- Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin hazırladığı ‘Ekmek Raporu-2010’ çalışmasına göre İstanbul’da bulunan 4.500 fırından 1.500’ü (yani 3’te 1’i) ruhsatsız. Kişi başına günlük ekmek tüketimi 350-400 gram; yoksul kesimde bu 800 grama kadar yükseliyor. Bu pilot çalışmalar bile, tek başına, Türkiye’de üretilen ekmekteki sorunları göstermesi açısından yeterli... <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Neden sağlıksız </span><br />
<br />
- GENETİK değişikliğin birinci fazı olan hibritleştirmek ile besin değeri düşürülen tohumlardan un elde edilmesi, <br />
- Tahılın yetiştirilmesinde tarım kimyasallarının kullanımı, <br />
- Un yapımındaki hileler ve kimyasal katkı maddeleri eklenmesi, <br />
- Besinin % 90’dan fazlasını oluşturan rüşeym ve kepek kısmının undan atılmasıyla beyaz un üretimi, <br />
- Aşırı miktarda maya kullanımı ve özellikle mayaların GDO’lu olması, <br />
- Ekmeğe üretim aşamasında çok yoğun biçimde katkı maddelerinin eklenmesi, <br />
- Ekmek üreten tesisler ve çalışanların temizlik koşullarına riayet etmemesi, <br />
- Ekmeğin satış noktasına dağıtımı için kullanılan taşıma kaplarının çok sayıda virüs ve bakteri barındırması, <br />
- Ambalajlanmadan satılan ekmeğe üretim, dağıtım, satış ve tüketici tarafından seçilmesi gibi üretimden tüketime kadar geçen süreçte çok sayıda kirli elin temasıyla bulaşan bakteri ve virüsler, <br />
- Satış noktasındaki saklama koşulları şeklinde devam eden sorunlar ne yazık ki toplumun gıda zannederek aslında zehir tüketmesine neden olmaktadır. <br />
<br />
(Tel: 532.507 56 42; <a href="http://www.gidahareketi.org" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.gidahareketi.org</a> - iletisim@gidahareketi.org)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[“Günümüzün en sağlıklı gıdası olması gereken ekmek, ne yazık ki en sağlıksız gıda maddelerinden biri durumunda”<br />
<br />
<img src="https://i.imgur.com/xDpmQ.jpg" alt="[Resim: xDpmQ.jpg]" class="mycode_img img-responsive" /><br />
<br />
Ulusal ve uluslararası gıda güvenliği standartlarını geliştirmek ve insani kazanımlara dönüştürmek diye hizmet hedefi de var. Dün bu ‘hareket’ten bir araştırma geldi ekmek üzerine... Şaşırtıcı bir açıklama, ekmeklere sağlığa zararlıdır ibaresinin konulmasını öneriyor ve “Günümüzün sağlıklı gıdası olması beklenen ekmek, ne yazık ki en sağlıksız gıda maddelerinden biri durumunda” deniliyor. <br />
<br />
“Türkiye’de ekmeklere ‘Sağlığa zararlıdır’ ibaresi yazılmalı!” isimli raporu ile Ekmek Tebliği Öneri Taslağı’nı özetlersek...<br />
 <br />
- Ekmek, ne yazık ki özen gösterilmeyen, en çok ihmal edilen ürün haline dönüştü. 2011 yılında dünya 220 milyar dolarlık ekmek tüketirken, Türkiye 12 milyar dolarla dünya lideri durumunda. <br />
<br />
- Dünya nüfusunun % 1.05’ini oluşturan Türkiye halkı, ekmeğin % 5.45’ini tüketiyor. Bu tablo dünyanın aksine Anadolu insanının temel gıda maddesinin ekmek olduğunu bir kez daha göstermektedir. <br />
<br />
- Zaten Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, Türkiye’de insanlar, günlük enerjilerinin ortalama % 44’ünü sadece ekmekten, % 58’ini ise ekmek ve diğer tahıl ve tahıllı ürünlerden sağlamaktadır. Yine aynı verilere göre dünyanın en sağlıksız ekmeği Türkiye’de üretiliyor. <br />
<br />
- Günlük enerjisinin % 44’ünü sadece ekmekten karşılayan bir toplumda, ekmeğin illa ki en sağlıklı gıda maddesi olması beklenir. Oysa Türkiye’de ekmek denilince akla en son gelen şey hijyen ve sağlıklılığı olmakta. <br />
<br />
- Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin hazırladığı ‘Ekmek Raporu-2010’ çalışmasına göre İstanbul’da bulunan 4.500 fırından 1.500’ü (yani 3’te 1’i) ruhsatsız. Kişi başına günlük ekmek tüketimi 350-400 gram; yoksul kesimde bu 800 grama kadar yükseliyor. Bu pilot çalışmalar bile, tek başına, Türkiye’de üretilen ekmekteki sorunları göstermesi açısından yeterli... <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Neden sağlıksız </span><br />
<br />
- GENETİK değişikliğin birinci fazı olan hibritleştirmek ile besin değeri düşürülen tohumlardan un elde edilmesi, <br />
- Tahılın yetiştirilmesinde tarım kimyasallarının kullanımı, <br />
- Un yapımındaki hileler ve kimyasal katkı maddeleri eklenmesi, <br />
- Besinin % 90’dan fazlasını oluşturan rüşeym ve kepek kısmının undan atılmasıyla beyaz un üretimi, <br />
- Aşırı miktarda maya kullanımı ve özellikle mayaların GDO’lu olması, <br />
- Ekmeğe üretim aşamasında çok yoğun biçimde katkı maddelerinin eklenmesi, <br />
- Ekmek üreten tesisler ve çalışanların temizlik koşullarına riayet etmemesi, <br />
- Ekmeğin satış noktasına dağıtımı için kullanılan taşıma kaplarının çok sayıda virüs ve bakteri barındırması, <br />
- Ambalajlanmadan satılan ekmeğe üretim, dağıtım, satış ve tüketici tarafından seçilmesi gibi üretimden tüketime kadar geçen süreçte çok sayıda kirli elin temasıyla bulaşan bakteri ve virüsler, <br />
- Satış noktasındaki saklama koşulları şeklinde devam eden sorunlar ne yazık ki toplumun gıda zannederek aslında zehir tüketmesine neden olmaktadır. <br />
<br />
(Tel: 532.507 56 42; <a href="http://www.gidahareketi.org" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">www.gidahareketi.org</a> - iletisim@gidahareketi.org)]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>